Bilecik-Eskişehir Bisiklet Gezisi

Pts, Şub 11, 2013

Seyrü-günlük, Turlar-Geziler

Bilecik-Eskişehir Bisiklet Gezisi

04.15′te Bilecik otogarındaydım ve bu sefer erken gelmiştim; bir önceki gelişimde 05.30′da buradaydım -ki o zaman yol çallışması veya başka bir şeye takılmıştık herhalde. Ancak hava yine aynı, 1 dereceydi. Otobüsten indikten sonra girişte bulunan çayhaneye gittim. Kapının yanındaki dolapta duran taşlaşmış simitten bir tane aldıktan sonra içeriye girdim. Kömür sobasının ısıttığı çayhane sıcaktı. Sobanın yanındaki masaya oturdum ve demli bir çay söyledim. Harıl harıl yanan sobanın sesi bir süre sonra kulağıma ninni gibi gelmeye başlayınca göz kapaklarım ağırlaşmaya başladı. Uyku tatlı tatlı üzerime sinerken, önümdeki masada uyuklayan adamın horultusuyla kendime geldim. Demli bir çay daha söyledim. Duvara monte edilmiş olan televizyonda aynı program dönüp duruken çayhanedeki suratlar sürekli değişip duruyordu.

Saat 05.30 gibi çayhaneden çıktım ve lokantaya gittim. Mercimek çorbası söyleyip elektirik sobasının yanındaki masaya geçtim. Geçen geldiğimde otogarda kimseler yoktu, ama bugün askerlerin dağıtım günüymüş ve esnafta erkenden gelip hazırlıklara başlamışlardı. Yan taraftaki kebapçı dükkanının sahibi de sabah çorbasını içmek için lokantaya gelmişti. Sonra yaşlıca bir bey amca gelip karşı masaya geçip oturdu. Çorbasını içerken, “yolculuk nereye?” diye sordu. “Eskişehir’e” dedim. Dışarıda duran bisikletime baktıktan sonra “bu soğukta nasıl gideceksin?” dedi. Gülümseyerek, “gideriz,” dedim.

06:40′da yola çıktım. Bilecik’den Bursa’ya yaptığım yolculukta soğuk havaya karşı termal içliklerim üzerimdeydi, ancak bu sefer yanıma almamıştım. Hava durmuna göre bugün hava 13 derece olacaktı ve termal içliklerin altında boşuna terleyip rahatsız olmak istememiştim. Ancak yokuştan aşağıya indiğim sırada soğuk bedenini lime lime doğramaya başladığında ah keşkem şarkısını mırıldanmaya başlamıştım:)

Şu gündoğumu yok mu:)IMG_4214
Söğüt’e doğru gidecektim, ancak tabelalarda Söğüt’ün adı görünmüyordu.IMG_4216 copy
Geçtiğim Yeniköy beldesine geri dönüp Söğüt yolunu sordum. Tabelaları geçtikten sonra köprünün altından geçmem gerektiğini söylediler. Köprünü yanına gizlenmiş olan Söğüt tabelası:)IMG_4217 copy
Tek şeritli olan yolun manzarası güzeldi:)IMG_4220 copy
Güneş ısıtmıyor donduruyordu. Suluğumdaki buz parçaları.IMG_4226 copy
Neden böyle bir isim verdiklerini merak etmiştim, ama etrafta sorabileceğim kimseler yoktu.IMG_4229 copy
Ben ve benden olanla ile:)IMG_4231 copy
Bu arada katlanırın üzerinde gelen korumasız lastikleri Schwalbe Marathon Plus ile değiştirdim. Dahon’un üst modellerinde genel olarak Schwalbe’nin Big Apple modeli tercih ediliyordu. Hız, arazi sürüşü, yağmurlu ve karlı havalarda lastiğin yol tutuşu Marathon Plus’a göre bir derece daha üstündü ve 215 gr. daha hafifti ancak koruma ve dayanıklılık değeri 4 iken Marathon Plus’ınki 6′ydı. Uzun yolda önemli olan hızdan çok yolun durumuna göre tempolu bir şekilde gidebilmektir ve bu gidebilmenin sağlanabilmesi için de lastiğin patlamaması gerekir, bu yüzden daha önce de kullanmış olduğum ve oldukça memnun kaldığım Marathon Plus’ı tercih ettim:)Big_apple-MarathonSchwalbe
Yolu çekici kılan unsularından biri de manzarasıdır:)IMG_4234
Bir tepe dikkatimi çekti,IMG_4250 copy
daha doğrusu dikkatimi çeken üzerindeki yapıydı. Kubbeleriyle camiyi andırıyordu ancak minaresi yoktu ve yanında göndere çekilmiş Türk Bayrağı dalgalanıyordu. Hikayesi neydi acaba?IMG_4251 copy
Soğuk havalarda ısınmak için birebirdir ramplar:)IMG_4264 copy
Rüzgar gülleri.IMG_4268 copy
Termal Seramik fabrikası.IMG_4270 copy
Sadece üç dört tane ağaç bile çirkin olanı gizlemeye yetiyor:)IMG_4271 copy
28 km. sonra saat 09.50′de Söğüt’e varmıştım.IMG_4274 copy
Osmanlı Devletinin fikir babası ve Orhan Gazi’nin dedesi olan İslam ilahiyatçısı-din bilgini Şeyh Edebali’nin ‘Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın,’ sözüyle Söğüt’e girdim.IMG_4284 copy
Söğüt için, gezginlerin Piri Evliya Çelebi şu şekilde bahsetmiştir: Söğüt Bursa sancağı hükmünde, Lefke kazası nevahisinde hakimli, bağlı-bahçeli, arı havası, latif bir kasabadır. 700 kadar kiremitle örtülü Türk hanelerini havi, müteaddit camil, han ve hamamlı, çarşı ve pazarlı bir yerdir.

1903 yılında II. Abdülhamit tarafından, Saray Muhafız alayına asker yetiştirmek için yaptırılan Hamidiye İdadisi (lisesi). Bina 1992-2001 yılları arasında Söğüt Ertuğrul Gazi Sağlık Meslek Lisesi olarak kullanılmış. 2001 yılında Kültür Bakanlığına devredilerek kütüphaneye çevrilmiş. Hamidiye İdadisi, yani günümüzdeki adıyla Söğüt İlçe Halk Kütüphanesi ve yol arkadaşım:)IMG_4302 copy
Kütüphanenin giriş kapısının üstünde bulunan Sultan Abdülhamit’in tuğrası.IMG_4305 copy
Kütüphanenin karşısında bulunan ve II. Abdulhamit tarafından Hamidiye İdadisi ile aynı tarihte yaptırılan Çift Minareli Hamidiye Camii.IMG_4292 copyIMG_4293 copy
Meydanda bulunan Ertuğrul Gazi Anıtı.IMG_4306 copy
Çelebi Sultan Mehmet tarafından 1414-1420 yıllarında yapılan Çelebi Sultan Mehmet Camii. Caminin günümüzde sadece minaresi orjinal olarak gelebilmiş bugünki halini II: Abdülhamit devrinde Üsep Kalfa yapmış. Cami kareye yakın dikdörtgen ve üzeri dört sütunun taşıdığı on iki kubbe ile örülmüş.
IMG_4311 copyKatlanır, gövdesi kesme taştan yapılan caminin üç kapısından birinin önünde:)IMG_4318 copyIMG_4317 copy
Söğüt’e kadar çıktığım rampalar karnımı acıktırmıştı. Çarşı iznine çıkmış sivil giyinimli erlerin hücumuna uğramış caddelerde pedallarken gözüme kestirdiğim lokantanın birisine girdim. Ekmek arası tavuklu tantuni ve ayran söyledim. Lavobada elimi yüzümü yıkarken lokantanın sahibi yanındakine, “bu soğukta bisiklete mi binilir?” diye söyleniyordu. Gülümsedim, “binilir, binilir de ah keşkem:)

Tantuni, ayran ve fincanda çay için 5 TL. hesap gelince önce şaşırdım, sonra İstanbul’a yakışacak kallavi bir küfür savurdum. Bence haketti de:)

Lokantadan çıkıp hazırlandığım sırada biri küçük diğeri 20′lerinde gösteren iki kız kendi aralarında fısıldaşıp gülüşüyorlardı. Sonra büyükçe olanı, “where are you from?” diye sordu. “Eh,” dedim; “bu sakalla da bana turist muamelesi yaptınız ya.” Kızın yanakları elma gibi kızardı ve yüzünde mahçup bir gülümsemeyle, “o sakallarla turist sandıydım,” dedi. Gülümseyerek iyi günler dedikten sonra yoluma devam ettim. Aslında Ertuğrul Gazi’nin türbesini ziyaret etmek istiyordum, ama Söğüt’te fazla zaman harcamıştım. Ziyareti başka bir zamana erteleyerek yoluma devam ettim.

Ertuğrul Gazi’nin heykeli’ni geçip İnhisar’a doğru devam ettim.IMG_4325 copy
Çaltı’ya doğru…
IMG_4328 copyIMG_4333 copy
Yolda ilerlerken, boyunlarında tasmalı çivilerle üç tane kangal köpeği havlayarak yola doğru atıldılar. Bok var ya dayanamıyorlar işte:) Yavaşlayıp durdum ve üzerime doğru gelirlerken bisikletin diğer tarafına geçip köpeklere bakmadan sakin bir şekilde yürümeye devam ettim. Bisiklete doğru hamle yapacaklarken, şşşt diye sesli bir şekilde tıslıyordum. Şaşırıyor, olduğu yerde kalıyorlardı. Sonra tekrar havlamaya başlıyorlardı. Sakin bir şekilde, yer yer şşşt’leyerek köpekleri geçip devam ettim. Köpeklere Fısıldayan Adam’a buradan selam olsun:)

42.45 km. sonra saatim 12:07′yi gösterdiğinde Çaltı’ya varmıştım.IMG_4336 copyIMG_4341 copy
Çaltı’nın biçimsiz yapılaşmasını geride bırakıyorum.IMG_4342 copy
Sera çiflikleri.IMG_4346 copy
Su kanalları.IMG_4348 copy
Rüzgar başlamıştı ve Çaltı’yı geçtikten sonra yollar da bozulmaya başlamıştı ama böylesi yollarda pedallamayı sevdiğim için keyfim yerindeydi:)IMG_4352 copy
Yenice Barajı’nı besleyen nehirden bir kesit.IMG_4355 copy
Yakacık Köyü’nün giriş tabelasını göremedim. Onun yerine eski bir benzin istasyonda bulunan tabelayı çektim:) 52.90 km. sonra, saatim 1:05′i gösterdiğinde Yakacık Köyü’ne varmıştım.IMG_4360 copy

Ortaca Köyüne doğru gidecektim ve Yakacık Köyü’nden Güney’e doğru yönelmem gerekiyordu ancak tabelayı bulamayınca yol üzerinde bulunan kahvehane sakinlerine sordum. Birisi, yolda çok rampa var, dedi ve başka bir yol tarif etmek istedi, ancak rampanın sorun olmadığını söyledim -ki resmen kaşınmışım:)

Köyün girişinde bulunan Samrı tabelasından yoluma devam etmemi söylediler ve ben de öyle yaptım.

Sağ taraftaki tepeye doğru ilerleyen toprak yol.IMG_4365 copy
İlk Rampa ve bisikletin 52 dişli tekli ayna kolu yokuş için yeterli olmayınca zikzak çizerek çıkmaya başladım.IMG_4366 copy
Koyundaşlar:)IMG_4367 copy
Etrafımı saran manzara müthişti… Bir dahaki sefere küçük tripodumu da yanıma alacağım. Fotoğraflarda kendimi hep atlıyorum:)IMG_4372 copy
Samrı’ya doğru.IMG_4373 copy
Kilometre saatim 57.77 km’yi gösterdiğinde 2:06′da Samrı’ya varmıştım.IMG_4379 copy
Samrı’dan.IMG_4381 copy
Sera çiftlikleri oldukça geride kaldı:)IMG_4384 copy
Yol boyunca gördüğüm tepelerle neredeyse aynı seviyedeyim:)IMG_4397 copy
Manzara muhteşemdi.IMG_4403 copy
Gözetleme Kulesi.IMG_4407 copy
Bu fotoğrafı çekerken fotoğraf makinasının şarjının bitmek üzere olduğunu farkettim. Halbuki yola çıkmadan önce kontrol etmiştim ve pil göstergesi tam gösteriyordu. Pilin ömrü bitmek üzere anlaşılan ve bunu yolculukta farketmek can sıkıcı oldu. Bundan sonra sadece iki kare çekebildim:(IMG_4408 copy
Birincisi Ortaca Köyü tabelası içindi.IMG_4409 copy
Ortaca köyüne 4:30′da varmıştım. 20 km.’lik tırmanışın da burada bitmesi gerkiyordu. Köye doğru son 3 km.’lik tırmanışı yaparken biraz endişeliydim. Rampalar çok dikti ve saatte anca 5-7 km. hızla gidebiliyordum. Bu rampaların benzeriyle Antalya Geyikbayırı’nda karşılaşmıştım ve sonderece dik olan rampaları kamp yüküyle çıkmak oldukça sıkıcı olmuştu. Bu sefer kamp yüküm yoktu ancak tekli aynakol aynı etkiyi yaratıyordu.

En son Söğüt’te, saat onbir sularında yemek yemiştim. Köy yollarında ilerleyeceğimden ve lokanta vs. karşılaşmayacağımdan yanıma barbunya konservesi almıştım. Manzaraya karşı oturup güzelcene yemeğimi yiyecektim, ancak rampalarda çok fazla zaman kaybettiğimden yemek yemeye bir türlü fırsat bulamamıştım. Kuruyemiş ve iki parça çikolatayla yola devam etmiştim. Daha 36 km. kadar pedal çevirmem gerekiyordu ve havanın kararmasına çok az bir zaman kalmıştı. Işıklandırması olmayan, bariyersiz, bozuk ve inin cinin top oynadığı bu yollarda karanlıkta ilermek düşüncesi hiç hoşuma gitmiyordu.

Köyün çıkışına doğru yokuş aşağıya inerken yol ikiye ayrıldı. Biri sağa doğru kıvrılıp, düz bir şekilde devam ettikten sonra yokuş aşağıya tatlı bir şekilde iniyordu. Asfaltlı olan diğeri ise eğim alarak düz bir şekilde ilerliyor ve sağa doğru kıvrıldıktan sonra acımasız bir şekilde dikleşiyordu. Tabela olmadığı için tereddütte kalmıştım ve açıkçası GPS’e bakmak içimden gelmiyordu. Derken tepeden aşağıya koyun sürüsü inmeye başladı. Sürünün gerisinde gelmekte olan Çobana selam edip Uludere’ye giden yolun hangisi olduğunu sordum. Çoban yorgun bedeninden beklenmeyecek bir canlılıkla kolunu kaldırıp parmağıyla tepeye doğru giden yolu gösterdi. Uludere… Eskişehir, değil mi? diye ikinci defa sorduğumda; evet, dedi. Tepeye bakarken, işte şimdi sıçtık, diye iç geçirdim.

Yolu tırmanmaya başladım. Sola doğru döne döne giden yol bir süre sonra öyle bir dikleşti ki bisikletten inmek zorunda kaldım. Bisikleti itmek yorucudur ve pek sevdiğim bir şey de değildir ya yapılabilecek bir şey yoktu.

Yolumun üzerinde römorkları ağzına kadar gübre dolu iki traktör selam ederek geçip gittler. Sonra bir çobana rastladım. 18 yaşlarında gösteren delikanlı yolun kenarında durmuş, tepenin aşağısında otlamakta olan sürüsünü seyrediyordu. Selamlaştık. Nereye gittiğimi sordu. Rampalar biterse Eskişehir, dedim.

Aradan bir saat kadar bir zaman geçmişti. Bunca süre boyunca ne bir araç görmüş ne de birisiyle karşılaşmıştım. 1.200 m. kadar yüksekteydim. Zaten soğuk olan hava iyice soğumuştu ve üstüne üstlük ayaz çıkmıştı. Sağda solda demetler halinde küflenmiş kar parçaları vardı. Durdum. Hava kararmak üzereydi. Üzerimde dört kat elbise olmasına ve pedal çavirmeme rağmen titriyordum. Rampalar yüzünden gereğinden fazla yorulmuştum. Kıvrıla kıvrıla devam eden yollar bozuk ve bariyersizlerdi. Buna karşılık bozulan ön farımın yerine geçici olarak aldığım Migros malı farın aydınlatması yeterli değildi ve simsiyah bir gecede ilerleme düşüncesi hiç de hoşuma gitmiyordu. Hava durumuna göre havanın 13 derece olması gerekiyordu, ama olmamıştı. Güneş gökyüzünü terkettiği zaman eğer deniz seviyesinde üşüyorsanız, 1.000 m.’nin üzerinde titrer, 2.000 ve 3.000 metrelerde üzerinizde uygun kıyafetleriniz yoksa, Ağustos ayında da olsanız dışarıda duramazsınız ve ben 1.200 m.’deydim. Rampalarda bu kadar zaman kaybedeceğimi tahmin etmemiştim ve karanlığa kalmayacağımı farzedip, havanın sıcaklığını da göz önene alarak kışlık kıyafetlerimi yanıma almamıştım. Halbu ki termal içliklerim, kışlık eldivenim ve dağda kullandığım teknik ceket ve pantalonun üzerimde olsaydı en azından soğuğu bertaraf edebilirdim.

Bir plan yapmam gedrekiyordu. Mesafeyi bilmesem de yolumun üzerinde Uludere köyü bulunuyordu. Köye kadar gidip geceyi köyde geçirmek için ricada bulunmak mantık bir seçenek gibi duruyordu…

Kafamı önüme düşürmüş öylece düşünüyordum. Günlerden Cumartesi’ydi. Eğer bir yerlere gitmiyor ya da arkadaşlarımla buluşmuyorsam genelde vaktimi evde geçirirdim, çünkü İstanbul’da hafta sonları ulaşım ve insan kalabalığı çekilmez bir hal alıyordu. Düşünceler kafamın içerisinde vızıldıyorlarken kendime şu soruyu sordum; şu an dört duvar arasındaki sıcacık evinde öylece oturmuş, film seyretmek ya da kitap okumak ister miydin?… Rüzgar kulaklarımda uğuldarken kafamı kaldırdım ve karanlığın bir battaniye gibi örtmeye başladığı tepelere baktım. Üşüyordum, açtım ve yorulmuştum… ama yine de hayır, diye mırıldandım; evde olmak istemezdim. İyi öyleyse, dedim ve çantamı açıp iki avuç dolusu kuruyemişi mideme gönderdirdikten sonra yoldaşımla yola koyuldum. Beraber önce yokuş aşağı inip sonra tırmanmaya başladık ve bu tırmandığımız son rampaydı:)

Yokuştan aşağıya inerken yol birden ikiye ayrıldı. Etrafa baktım ve tabela göremeyince şöyle inceden çok güzel bir küfür savurdum. GPS’i açtım, ancak ekranda sadece bir tane yol gözüküyordu, ama benim önümde iki tane yol vardı. Asfaltı yol, sağdan devam eden toprak yolun hizasında sona eriyordu. Yolun burası olduğunu varsayıp devam ettim. Hava kararmıştı ve o kadar soğuktu ki ısınabilmek için bisikletin ölgün ışığında çukur vs.’lere dikkat etmeye çalışarak hızlı bir şekilde pedallıyordum.

Uludere köyüne varmıştım. Yolun üst tarafına dizilmiş evlerden sadece birkaç tanesinin ışığı yanıyordu. Durmadım. Köyü sessizce selamlayarak devam ettim.

Ne kadar ilerledim bilemiyorum, ama bir süre sonra gecenin buz gibi karanlığında sımsıcak bir kahkaha attım. Daha gidilecek bayağı bir yolum vardı, ama işte oradaydı. Şehrin ışıkları gözlerimin içerisinde yıldızlar gibi parıldıyorlardı. Gülümseyerek asıldım pedallara. Yol da düzelmişti, ancak asfaltlı, tek şeretli olan yolda ışıklandırmadan eser yoktu. Sadece yerleşim yerlerine geldiğimde 6-7 tane sokak lambası oluyordu. Bu yolun çok kullanılmadığı ya da en azından geceleri tercih edilmediği ortadaydı.

Suyum tükenmişti. ilerde yol kenarında, park halinde duran otomobilin farlarının aydınlattığı çeşmeyi görünce aracın yanında durdum. Adama selam ettikten sonra çeşmeden suluğumu doldurup yola devam ettim. Yol boyunca sanırım 3-4 tane yerleşim yeri geçmiştim ve hepsi de maşallah köpek çiftliği gibiydi:) Hele bir tanesi, daldığım bir sırada yolun kenarından yırtınarak fırlayınca ben de ne öd kaldı ne de …:) Daha önce hiç bu kadar köpek tarafından kovalanmamıştım ya bir daha da istemem açıkçası:)

Eskişehir’e 4 km. kala tükenen şarjımla çektiğim son kare:)IMG_4410 copy
Otogarın nerede olduğunu sormam gerekiyordu. Kavşağı geçtikten sonra gördüğüm ilk kişiye yolu sordum. Çevre yoluna çıkmamı ve Ankara istikametine doğru gitmemi söyledi, ancak otogarın oldukça uzak olduğunu ekledi. Saatime baktım, 7:10′u gösteriyordu. Daha zamanım vardı. Üzerinde Konya ve Ankara yazan tabelayı geçip çevre yoluna çıktım. Elimden geldiğince hızlı bir şekilde pedal çeviriyordum, ama saatim 7:40 olduğunda tabelayı henüz görememiştim. Bir de otobüsü kaçırısak çok güzel olacak, derken üst geçide yakın, yolun kenarındaki küçük tabelayı görmüştüm.

Otobüs henüz gelmemişti. Önce bilet işini hallettim. Sonra tuvalete gidip lavaboların en köşesine yerleştim ve milletin bakışlarına aldırmadan ceketimi, tişörtümü çıkartıp temizlendikten sonra temiz kıyafetlerimi giyinip çıktım. Bu arada otobüs de gelmişti. Bisikleti katlayıp bagaja koyduktan sonra saatime baktım. Otobüsün hareket etmesine beş dakika kalmıştı. Garın içerisine koşturup bir porsiyon börek ve kutu kola aldıktan sonra otobüsün rahat, tekli koltuğuna yerleştim:)

Böreği kolayla birlikte silip süpürmüştüm:) Sonrasında muavinin sunduğu sıcak sallama çayı yudumlarken koltuğuma iyice yaslanıp, işte keyif bu diye mırıldandım. Normalde sallama çaydan hoşlanmam ama o an içtiğim en güzel çaylardan biri olmuştu. Likya Yolu’nda yaptığımız faliyette not defterime karaladığım bir yazıyıyla veda etmek istiyorum; yılbaşına saatler kala, ucuz bir pansiyonda ispirto ocağında pişirdiğiniz 3 liralık makarna size lezzetli bir yemek olarak görünüyorsa ve afiyetle yiyorsanız o gün çok güzel bir faliyet yapmışsınız demektir.

Sevgiyle:)

Harita ve yükselti tablosu.Harita-2

Bilecik-Eskişehir 02 Şubat 2013
Mesafe: 114 km.
Bisiklet kullanma süresi: 8:40:45
Ortalama hız: 13.14 km/h.
Maksimum hız: 52.03 km/h.

Özellikle Uluduere’den Samrı’ya giden yol, dağ bisikleti için mükemmel bir off-road yol olduğunun notunu düşeyim:)

*Gps cihazınıza yükleyeceğiniz GPS rotasını buradan indirebilirsiniz.*

, ,

12 Yorum,

  1. Erkan Says:

    Olcay pedalına ve tekerine maşallah diyorum. Hafta sonu sınavlarım olmasaydı beraber yaşardık bu macerayı ama sağlık olsun ne diyelim ?

    Tebrikler..

    Reply

  2. Gürkan Says:

    Yine döktürmüşsün Olcay,

    sen yediğin içtiğin onca şeye 5 lira ödedin diye söverken ben de sana sövüyorum. Ne yapayım arkadaş çatlıyorum kıskaçlıktan :)))))

    Eline ayağına diline sağlık..

    Reply

  3. Nihal Artar Says:

    Ailemin Eskişehir’de yerleşik olması nedeniyle Bilecik Eskişehir defalarca gittiğim bir yoldu. Biz de Gülümbe rampalarında Bilecik’in tepelerine küfrederdik. Sonra yeni yol yapıldı, rempalarla birlikte yolun manzarası da bitti. Söğüt’e de yıllar öncesinde gitmiştim. Çok güzeldir oraları. Güzel bir güzergah seçmissin arkadaşım.
    İzlenimlerini zevkle okuyoruz.
    Sevgiler.
    Nihal

    Reply

  4. Serkan TAŞDELEN Says:

    Yine çok güzel bir tur olmuş. Ayaklarına sağlık dostum. Uzun rampalar gerçekten bazen zorlayabiliyor. Zikzaklar ile bir şekilde aşılıyor tabii. :)

    Yeni turlarda görüşmek dileği ile, sevgiler…

    Reply

  5. engin huz Says:

    schawable marathon plus lastikleri nereden ve kaça aldınız acaba .yardımcı olabilir misiniz

    Reply

  6. ertug Says:

    bir katlanır bisiklet sevdalısı ve bilecikli biri olarak anlatıklarınızdan çok etkilendim. Katlanır bisikletle neler yapılabileceğini çok iyi anlatmışsınız. emeğinize sağlık

    Reply


Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile belirtilmiştir.

PHVsPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZHNfcm90YXRlPC9zdHJvbmc+IC0gZmFsc2U8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF8zMDBfYWRzZW5zZTwvc3Ryb25nPiAtIDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkXzMwMF9pbWFnZTwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbS9hZHMvd29vdGhlbWVzLTMwMHgyNTAtMi5naWY8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF8zMDBfdXJsPC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfaW1hZ2VfMTwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbS9hZHMvd29vdGhlbWVzLTEyNXgxMjUtMS5naWY8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF9pbWFnZV8yPC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tL2Fkcy93b290aGVtZXMtMTI1eDEyNS0yLmdpZjwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX2ltYWdlXzM8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb20vYWRzL3dvb3RoZW1lcy0xMjV4MTI1LTMuZ2lmPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfaW1hZ2VfNDwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbS9hZHMvd29vdGhlbWVzLTEyNXgxMjUtNC5naWY8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF9pbWFnZV81PC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tL2Fkcy93b290aGVtZXMtMTI1eDEyNS00LmdpZjwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX2ltYWdlXzY8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb20vYWRzL3dvb3RoZW1lcy0xMjV4MTI1LTQuZ2lmPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfbXB1X2Fkc2Vuc2U8L3N0cm9uZz4gLSA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF9tcHVfZGlzYWJsZTwvc3Ryb25nPiAtIHRydWU8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF9tcHVfaW1hZ2U8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb20vYWRzLzMwMHgyNTBhLmpwZzwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX21wdV91cmw8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb208L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF90b3BfYWRzZW5zZTwvc3Ryb25nPiAtIDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX3RvcF9kaXNhYmxlPC9zdHJvbmc+IC0gdHJ1ZTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX3RvcF9pbWFnZTwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbS9hZHMvNDY4eDYwYS5qcGc8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF90b3BfdXJsPC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfdXJsXzE8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb208L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF91cmxfMjwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX3VybF8zPC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfdXJsXzQ8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb208L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF91cmxfNTwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX3VybF82PC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWx0X3N0eWxlc2hlZXQ8L3N0cm9uZz4gLSAzLWdyZXkuY3NzPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYXNpZGVzX2NhdGVnb3J5PC9zdHJvbmc+IC0gU2VsZWN0IGEgY2F0ZWdvcnk6PC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYXV0aG9yPC9zdHJvbmc+IC0gZmFsc2U8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hdXRvX2ltZzwvc3Ryb25nPiAtIGZhbHNlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fY29udGVudDwvc3Ryb25nPiAtIGZhbHNlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fY29udGVudF9mZWF0PC9zdHJvbmc+IC0gZmFsc2U8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19jdXN0b21fY3NzPC9zdHJvbmc+IC0gPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fY3VzdG9tX2Zhdmljb248L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vb2xjYXlndXplbC5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy8zLWljb24uYm1wPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fZmVhdHVyZWRfY2F0ZWdvcnk8L3N0cm9uZz4gLSBTZWxlY3QgYSBjYXRlZ29yeTo8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19mZWF0dXJlZF9wb3N0czwvc3Ryb25nPiAtIDEwPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fZmVhdF9lbnRyaWVzPC9zdHJvbmc+IC0gU2VsZWN0IGEgbnVtYmVyOjwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2ZlYXRfaW1hZ2VfaGVpZ2h0PC9zdHJvbmc+IC0gMjYwPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fZmVhdF9pbWFnZV93aWR0aDwvc3Ryb25nPiAtIDU0MzwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2ZlZWRidXJuZXJfaWQ8L3N0cm9uZz4gLSA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19mZWVkYnVybmVyX3VybDwvc3Ryb25nPiAtIDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2dvb2dsZV9hbmFseXRpY3M8L3N0cm9uZz4gLSA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19ob21lPC9zdHJvbmc+IC0gZmFsc2U8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19ob21lX29uZV9jb2w8L3N0cm9uZz4gLSBmYWxzZTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2hvbWVfdGh1bWJfaGVpZ2h0PC9zdHJvbmc+IC0gNTA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19ob21lX3RodW1iX3dpZHRoPC9zdHJvbmc+IC0gNTA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19pbWFnZV9zaW5nbGU8L3N0cm9uZz4gLSB0cnVlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fbG9nbzwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly9vbGNheWd1emVsLmNvbS93cC1jb250ZW50L3dvb191cGxvYWRzLzgtVXN0Mi5qcGc8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19tYW51YWw8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb20vc3VwcG9ydC90aGVtZS1kb2N1bWVudGF0aW9uL2ZyZXNoLW5ld3MvPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fcmVzaXplPC9zdHJvbmc+IC0gdHJ1ZTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3Nob3J0bmFtZTwvc3Ryb25nPiAtIHdvbzwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3Nob3dfY2Fyb3VzZWw8L3N0cm9uZz4gLSB0cnVlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fc2hvd192aWRlbzwvc3Ryb25nPiAtIGZhbHNlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fc2luZ2xlX2hlaWdodDwvc3Ryb25nPiAtIDE4MDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3NpbmdsZV9pbWFnZV9oZWlnaHQ8L3N0cm9uZz4gLSA5NjwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3NpbmdsZV9pbWFnZV93aWR0aDwvc3Ryb25nPiAtIDIwMDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3NpbmdsZV93aWR0aDwvc3Ryb25nPiAtIDI1MDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3RhYnM8L3N0cm9uZz4gLSB0cnVlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fdGhlbWVuYW1lPC9zdHJvbmc+IC0gRnJlc2ggTmV3czwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3RodW1iX2ltYWdlX2hlaWdodDwvc3Ryb25nPiAtIDk2PC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fdGh1bWJfaW1hZ2Vfd2lkdGg8L3N0cm9uZz4gLSAyMDA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb191cGxvYWRzPC9zdHJvbmc+IC0gYTo2OntpOjA7czo1NToiaHR0cDovL29sY2F5Z3V6ZWwuY29tL3dwLWNvbnRlbnQvd29vX3VwbG9hZHMvOC1Vc3QyLmpwZyI7aToxO3M6NTU6Imh0dHA6Ly9vbGNheWd1emVsLmNvbS93cC1jb250ZW50L3dvb191cGxvYWRzLzctVXN0Mi5qcGciO2k6MjtzOjU0OiJodHRwOi8vb2xjYXlndXplbC5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy82LVVTVC5qcGciO2k6MztzOjU0OiJodHRwOi8vb2xjYXlndXplbC5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy81LVVTVC5qcGciO2k6NDtzOjU0OiJodHRwOi8vb2xjYXlndXplbC5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy80LVVTVC5qcGciO2k6NTtzOjU1OiJodHRwOi8vb2xjYXlndXplbC5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy8zLWljb24uYm1wIjt9PC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fdmlkZW9fY2F0ZWdvcnk8L3N0cm9uZz4gLSBTZWxlY3QgYSBjYXRlZ29yeTo8L2xpPjwvdWw+