Samsun-Tiflis Bisiklet Turu. 2. bölüm: Gürcistan, güzel memleket.

Cum, Eki 5, 2012

Seyrü-uzun, Turlar-Geziler

Samsun-Tiflis Bisiklet Turu. 2. bölüm: Gürcistan, güzel memleket.

Eğer nufüs cüzdanı ile giriş yapacaksınız hemen girişte bulunan kaymakamlıktan 1 TL. karşılığında bir belge almanız gerekiyor. Ben de bu belgeyle giriş yaptım. Yolcu bölümündeki yığılmayı görünce  bisikletimi yola indirdim ve araç kısmından ilerleyip kontrol noktasına geldim. Polis bisikleti görünce ses çıkartmadı ve belgeyi damgaladı. Gürcistan kısmı ise bizimkine göre daha modern ve yolcuları olması gerektiği gibi kapalı bir salona alıyorlar. Salonun girişinde bagajların kontrolü için havalanındaki X-Ray cihazlarından kullanılıyorlar. Benim römorktaki çantayı çıkartıp bu cihaza koymam gerekiyordu ama görevli polis, her yeri poşetlenmiş kir ve çamur içerisindeki römorku görünce gişelere doğru devam etmemi işaret etti. Gişeye geldiğinizde ise kabin içerisindeki görevli memur camın iç yüzeyine monte edilmiş küçük bir kameradan fotoğrafınızı çekiyor ve belgelinizi damgaladıktan sonra bütün işlemler tamamlanmış oluyordu. Sınır geçişi 15-20 dakikalık bir sürede tamamlanmıştı. Gürcistan tarafında sıralanmış dövizcilerden TL’si en yükseten bozduran dövizciden 300TL’lik Lari aldıktan sonra yola devam ettim.Batum tuhaf bir şehirdi. Bir sokak ötesindeki binalar oldukça eski ve neredeyse dökülürken bir sokak sonrasında başlayan modern binalarıyla adeta bambaşka bir şehire dönüşüyordu. Eskiyle yenininin bu kadar küçük bir alanda iç içe olması insanda tuhaf bir his uyandırıyordu.

Kafe-Bar Dünya. Hotel Oscar’ın da bulunduğu sokağın girişinde yer alan Türklerin işlettiği bir pavyon.

Hotel Oscar’ın küflü odası:)

Butum’da kalmak niyetindeydim. Bu yüzden uygun bir otel bakınıyordum. Yol üzerinde gördüğüm bir tanesine girdim. Resepsiyondaki görevli önce 150 Lari fiyat çekti. Bu mebla benim için çok fazlaydı. Yüzümün halinden anlamış olacak ki fiyatı 100 Lari’ye indirdi. İçimden yuh dedim, daha pazarlık yapmadan 50 Lari indirmişti. Teşekkür edip çıktım. Hava kararmak üzereydi. Ama ne endişem ne de acelem vardı. Lonely Planet kitapçığını çıkarttım. Batun pahalı bir şehirdi ve otellerin arasında en ucuz görünenin adı Hotel Oscar’dı.

Labirenti aratmayan sokaklarda Oteli ararken, arkadan “bizim bayrak,” diye bir ses duydum. Kafe-Bar Dünya isimli bir pavyonun önünde oturan iki kadından biriydi seslenen. Selam ettikten sonra Hotel Oscar’ın yerini sordum, “a’bizim kaldığımız, otel,” dedediğinde içimden lan nereye geldik, diye söylenmeden edemedim. Lonely Planet’in arkadaş canlısı diye tanıttığı Hotel Oscar’ın sahibi, orta boylu, göbekli ve sürekli toprağım toprağım diye söze başlayan Erzurum’lu Metin adında bir adamdı. 50 Lari’ye odayı tuttum. Bisikleti römorktan ayırarak 3 yataklı odaya yerleştirdim. Odaya girer girmez keskin bir küf kokusuyla karşılaşıyorsunuz. Odayı havalandırınca yatılabilir hale geliyordu. Klozet bozuk, ancak sıcak suyu mevcuttu. Yastık ve yatakta aynı şekilde küf kokuyordu, ama ben halimden memnundum.

Batum’dan gece manzaraları…IMG_2371IMG_2389IMG_2381IMG_2394IMG_2393IMG_2402
Şunu da belirteyim, Gürcistan’da kredi kartı bir işinize yaramayacaktır. Kerdi kartını kullanan işletme yerleri yok gibi bir şey. Karnımı doyurmak için bir yer bakınırken sonunda pizzacının birine girdim ve pizzayla bira söyledim. Toplamda 20 TL gibi bir hesap ödedim. Sonra bakkalın bir tanesine girip bir bira aldım. İçe içe sokakları arşınlıyordum ki yağmur başladı. Günlerdir sanki tropikal bir ülkeyedeydim. Otele gidinceye kadar sırılsıklam olmuştum.

Sabah sekiz gibi uyandım. Kahvaltıyı yolda yapmak niyetindeydim o yüzden hemen toparlandım. Malzemeleri dışarıya taşırken, bana oteli gösteren ve gece mutlaka pavyona gelmemi söyleyen kadın daha uyumamıştı. Oldukça küçük olan odası benim odamın yanındaydı ve odasının önünden her geçişimde gözlerini ayırmadan bana bakıyordu. Sarı saçlarının altında dalgalanan o deniz mavisi gözleri insanı kendisine çekiyordu, ancak paranın gölgesinde yaşanacak olan yaşanmasa da olurdu. Ben oralı olmayınca kadın küçük odasının hüzünlü kapısını kapattı ve akşam renkli ışıkların altında, sahte gülümsemelerle geçireceği başka bir soğuk pavyon gecesi için uyku diyarına adım attı.

Yağmur ve soğuk

 
Bisikletimi toplayıp yola koyulduktan sonra başlayan yağmurla sandeletlerimi ve yağmurluğumu giydikten sonra pedallamaya devam ettim, ancak bir süre sonra yağmur o kadar şiddetlendi ki durmak zorunda kaldım. Bisikleti yola park edip bir binanın altında yarım saat kadar bekledim. Hava gerkçekten soğuktu ve Ağustos ayında titrercesine üşümek ise tuhaftı. IMG_2404

Yağmur dinince yola devam ettim. Sonra % 6 ile % 8 eğimlik ramapalar çıktı karşıma. Gürcistan’ın yolları Gori’ye kadar tek şeritlidir, ancak Goriye yaklaşıncaya kadar yollar eziyet edercesine bozuktur. Özellikle yanınızdan tırlar geçtiği sırada dar yollarda sıkıntılı anlar yaşayabiliyorsunuz.

Öğle üzeri yağmur dinmişti ve ben halen kahvaltı yapmamıştım. Küçük bir kasabaya gelmiştim ve sıralı bakkalların bir tanesine girdim. Gürcistan’daki bakkalların düzeni çoğunlukla ilkeldi. Gözlerim peynir arıyordu ama kendisi görünür bir yerlerde değildi. Bakkal hatuna derdimi anlatamayınca da vaz geçtim. Kadın abaküs yardımıyla tezgahın üzerine koyduğum kola ve ekmeği benim şaşkın bakışlarım altımda hesapladıktan sonra fiyatını söyledi. Tabii ki söylediklerinden bir şey anlamamıştım ve açıkçası bir kola ve bir ekmeği abaküsle nasıl hesapladığını halen anlamış değilim:)

Adını hatırlayamadığım bir tane sahil kasabasına gelmiştim ve 3 Lari’ye küçük boy lavaş ekmeğine döner yaptırdım. Herkesin gözü üzerimde olduğu için döneri paketleyip çantaya koydum ve yola koyuldum. Kasabayı geride bırakmıştım ki yolun kenarındaki düzlüklere kurulmuş çadırları görünce hemen o tarafa çevirdim gidonu. Bisikletimi ağaca dayayıp heybeden döneri çıkarttım ve denizden esen yosun kokulu rüzgarın eşliğinde afiyetle karnımı doyurdum.IMG_2446IMG_2492IMG_2473

Mola verdiğim bu yer insanların denize girip eğlenmeye geldikleri güzel bir koydu. Yer o kadar hoşuma gitmişti ki daha fazla pedallamak istemedim ve hemen çadırımı kurdum. Nemli kıyafetlerimi çadırın üzerine astıktan sonra kendime güzel bir çay yaptım ve matımın üzerine yatarak keyifle zaman geçirdim. Canım buz gibi bir bira çekmişti ama çadırı tek başına bırakmak istemediğimden bol çaylı bir gün geçirdim. Koy oldukça kalabalıktı. Gece yarısına doğru bir gurup gelmişti ve bir taraftan içerlerken bir taraftan da yöresel şarkılar söylemişlerdi. Şarkıların melodisi ve söyleyenlerin sesleri o kadar güzeldi ki uyku diyarına bu şarkıların eşliğinde yelken açmıştım.

Sabahleyin, kilometre saatim 603 km.’yi gösteriyordu. Dün 91 km. yol yapmışım. Hava her zamanki gibiydi ya alışmıştım artık. Üstelik bir gün öncesinden çok güzel bir gün geçirdiğimden havanın kötü olmasını pek umursadığımı söyleyemem.

Poti’ye geldiğimde merkeze uğramadan devam ettim. Poti’den sonra yollar karşılıklı sıralı ağaçların arasında devam ediyordu. Burada pedallarken yolun ortasında bir anda beliren derin bir çukurdan kıl payıyla kurtardım kendimi. Oldukça hızlı gidiyordum ve o hızla o çukura girseydim kesinlikle ön lastiği orada bırakırdım. Memleket güzeldi güzel olmasına, ancak yolları gerçekten rezaletti.

Yol kenarında mola verdiğim bir sırada iki tane motorcu gezgin yanıma gelip durdular. İran’dan yola çıkmışlardı ve Gürcistan üzerinden Azerbeycan’a devam edip oradan da ülkelerine döneceklerdi. Muhabbet esnasında içlerinden bir tanesi bisiklet ile bütün İran’ı gezdiğini söylemişti. Sonra da beni İran’a davet etti, “inşallah,” dedim; “geliriz bir gün.”

IMG_2531

4×4:)

Öğle molası

Nerede olduğumu bilmemekle beraber sıralı ağaçların arasında, kulaklığımda Yat-Kha’nın nameleriyle pedallıyordum. Ağaçların arkasında bir dere uzanıyordu. Saat 1-2 gibi durdum. Benzin ocağını çıkartıp çayımı demledim ve bakkaldan aldığım sıcak ekmeği bölüp içerisine balık konservesi koydum. Sonra çayımı alıp sırtımı iri gövdeli bir ağaca yasladım. Bu densizler de derenin kenarında oynaşıyorlardı. Sonra suya girdiler. Keyiflerine diyecek yoktu. Zıpırları izleyerek güzel bir öğle yemeği keyfi yapmıştım:)

Yolda ilerlerken bu sefer Bulgar bir bisikletçiyle karşılaştım. 3 aydır yolda olduğunu söylediğinde ben çoktan karşısında tereyağı gibi erimiştim. 3 ay boyunca yolda olmak?!

Senaki’ye 5 km. kala ise arkadan “merhaba,” diye bir ses duydum. Kafamı çevirdiğimde 6-7 kişi bana bakıyordu. Yanlarına gittim. İçlerinden sadece biri Türkçe biliyordu. Yanılmıyorsam Ordu şehrinde 6 yıl kadar çalışmıştı. Türklerin taktığı ismiyle tanıttı kendini; adı Mahmut’tu. Gürci dilinde isimler bile anlaşılmadığından kendisini Türk adıyla tanıtmayı uygun görmüştü. Mahmut ile koyu bir muhabbete başladık. Burada çay ikram edemediğini ancak istersem evinde kalabileceğimi ve votka vs. ikram edebileceğini laf aralarında söyleyip duruyordu. Muhabbet esnasında buralarda olduğumu bilen birilerinin olup olmadığı hakkında sorular sormaya başladığında ve sebepsiz yere polisleri kötülemeye başladığında benim için gitme vakti gelmişti.

Eski bir benzin istayonunda kurduğum kapm yerim

Hava saat beş gibi çişelemeye başlamıştı. Abasha kasabasını geçince eski bir benzin istasyonunda kamp attım. Sonra ocağı kurup makarna hazırladım ve karnımı doyurduktan sonra çadırıma geçtim. Hava karardığında serinlemiş, yağmurdan sonra da iyice soğumuştu. Termal içlikler üzerimdeydi ve Ağustos ayında böyle olan havanın sonbaharda veya kışın nasıl olduğunu düşünmeden edemedim.

Gürcistan’ın sımsıcak güzel insanları

Sabah kalktığımda güzel bir kahvaltı ettim. Bu arada kasabadan 5 kişilik bir gurup yanıma gelmişti. Kendileriyle el ve kol hareketleriyle yarım saat kadar muhabbet ettik. İnsanlar gerçekten çok sıcakkanlılar bu yüzden lisanlarınız farklı olsa da hemen kaynaşabiliyorsunuz.

Hava yağmurluydu ama keyifle pedallıyordum. Ancak yağmur hızın arttırınca durdum, bisikletten indim ve kendisiyle barış ilan ettiğimi belirtmek için, milletin tuhaf bakışları altında, yolun ortasına geçip, kanatlarımı açtım ve bir zeybek patlattım; en azından becerebildiğim kadarıyla☺

Yağmurla dans:)

Bugün 40 km. kadar pedallayacaktım. Özellikle Kutaisi’yi görmek istediğimden hostelde kalmayı planlıyordum. Yağmurun dindiği sırada bir tane kasabadan geçiyordum ve 5 kişilik bir gurup bana el sallayıp yanlarına çağırdılar. Babalar karpuz kemişler yanına da plastik şişede (ki Gürcistanda bütün içkiler plastik şişede satılıyordu) bir litrelik Gürcistan viskisi açmışlardı. Hepsinin kafası resmi olarak uçmuştu. İçkiye dayanıklıyımdır, ancak üçüncü shot bardaktan sonra kafam gökyüzünden daha bulutluydu. Dillerinden hiçbir şey anlamasam da birlikte şarkılar söylemeye başladık ve 20 dadika boyunca da türküler pedalımdan eksik olmadı.

IMG_2606Kutasi’ye geldikten sonra Rioni Nehri’nin yanında bulunan minübüs durağına geldim. Debi sokağını arıyordum. Lonely Planet’e göre bu sokakta iki tane hostel bulunuyordu ve ikisinin fiyatı da 40 Lari’ydi. Minübüsçülere kitapçıktaki krokiyi gösterince bana yolu tarif ettiler. Hayatımda çıktığın en dik yolu pedallarken meydana kadar geldim ve etrafımı çeviren üç küçük biskletçiye Debi sokağını sordum. Yokuşu tırmanırken bana hayretle bakmışlar ve meydana geldiğimde ise küçük elleriyle tezahürat bile yapmışlardı:) Debi sokağına Gazseki sokağından çıkılıyordu. Meydandan sonra hiçbir yere sapmadan dümdüz gittiğinizde sokak karşınızdaydı. Ben Beka Hotel’i tercih etmiştim, ama küçükler  hemen ileride bulunan hostele gitmem için beni çağırdılar ve 2-3 kapı sonrasında bulunan 18 numaradaki Lali Jalaghanias ismindeki Hostele girdim. Oldukçü büyük olan iki yataklı oda temiz ve tertipliydi. Banyo ve tuvalet dışarıdaydı ve sıcak suları mevcuttu. Sanırım sezonunda değildim, çünkü 20 Lari ödedim. Güzel bir banyodan sonra kıyafetlerimi yıkadım ve terasa astıktan sonra merkeze indim.

Rehberlerim:)

Kutasi Rioni nehrinin yanına kurulmuş güzel bir şehirdi. Meydanda çok güzel ve görkemli bir opera binası ve yine aynı güzellikte tiyatro binası bulunuyordu. Müzeleri vs.’leri değil de heykelleri severim ve burada görülecek bolca heykel vardı.

Opera binasını süsleyen heykeller

Eski ve

Yeni…

Gürcistan’da dikkate çeken diğer bir şeyde ulaşım araçlarıydı. Şehirde fazlasıyla lüks araç vardı, ancak otobüsler ve minübüsler döküntü denecek kadar eskiydiler.

Hikayesini bilmiyorum ama gerçekten fantastik…

Meydanda bulunan küçük bir kafede souvlaki isminde, içerisinde patates kızartması, tavuk ve sarımsak sosu bulunan oldukça lezzetli bir yemek yedim. Birayla beraber fiyatı 6 Lari’ydi.

Yemekten sonra sokakları gezerken bir tane internet kafe gördüm ve içeriye gidrim. Bilgisayarlar tam anlamıyla müzelikti. Tarayıcıların sürümleri o kadar eskiydi ki Facebook bile desteklemiyordu. Hotmail’e de giremedim. Sürekli Gürcü dilinde hata veriyordu. Elemanlar de İngilizce bilmediklerinden 5 dakika sonra mekanı terk ettim.

 Heykellerden birkaç fotoğraf…
Şehirden…

Sokaklarda gezindikten sonra parkta oturup, uzun bir süre etrafta gezinen insanların muhabbetlerine, kahkalarına, bakışlarına karıştım. Bir şehrin en güzel tarafı yapılarından çok insanlarıdır bence. Özgürce, gönül rehberliğiyle çıkılan bir yolculukta yolları aşıp, memleketlerin makyajsız sokaklarında dolaşırken, tarihi, taş yapılarda değil de insaların yüzlerinde aramak gerçekten ayrı bir tat veriyor insana:)

Parktan ayrıldıktan sonra kendime bir litrelik bira, sabah kahvaltısı için tatlı ekmek, kola vs. aldıktan sonra bir pastanenin önünde durdum. Çok güzel küçük bir pasta söyledim kendime. Bizde olduğu gibi öyle karton paketleri bulunmuyordu, o yüzden poşedin içerisine koymuştu. Hostel’e geldiğimde poşedin içerisinde oldukça tuhaf bir görünüm almıştı ama tadı oldukça güzeldi.

Aslında geceyi Kutaisi’nin barlarında geçirmek istiyordum ama gökyüzü ben yola çıktığımdan beri hüzünlüydü ve burada da göz yaşlarını benden esirgememişti:) Üzerimdeki son kalan kuru elbiselerimi de ıslatmak istemediğimden hostele hafifçe ıslanarak varabilmiştim.

Hostel’in teras manzarası çok güzeldi. Tam karşıda telesiyej ile çıkılan, yeşilliklerle çevrili Besik Gabashvili isimli parkın içerisine kurulmuş bir lunapak vardı. Geceyi süsleyen rengarenk ışıklarıyla parkın seyrine dalmıştım ve yağmurun o güzel sesiyle biramı yudumlayarak günü sonlandırmıştım.

Sabah kalktım, kahvaltımı yaptım. Dün öğlen saat üçte sularında astığım kıyafetlerim halen ıslaktı. Kıyafetlerim çabuk kuruyan malzemelerden yapılmış olsa da hava o kadar kötüydü ki elbiselerim daha kurumamıştı. Tişörtümü es geçmiş, tayt ve şortumu da vücud ısımla kurutmak zorunda kalmıştım.

Yine puslu ve kapalı bir hava vardı. Öğle üzeri, yol kenarında bir şeyler atıştırmak için mola vermiştim. Bir süre sonra karşı yönden gelen gelen 4 tane bisikletli gördüm. Beni görünce durdular. Yolun karşısına geçtim. Uzun zamandır birbirlerini göremeyen dostlar gibi selamlaşıp tokalaştıktan sonra karşılıklı sorduğumuz ilk soru şu oldu; hava nasıl, yağmurlu muydu? Cevap ise aynıydı; evet, yağmurluydu:) 4 İspanyol. Bakü’den başlamıştı yolculukları ve Batum’da bitecekti.

Bugün tırmanış günüydü. Gün boyu set set tırmanışlar yapmıştım. Sonrasında 30 km. uzunluğunda ve bir kilometre boyunca %6-%8’lik eğimlerle yükselen rampayı pedallamaya başlamıştım. Aksilik ya bu sırada vites sistemi de yolun yarısında bozulmuştu. Ayar yapabilmem için römorku çıkartmam gerekiyordu. Ancak yolda herhangi düzlük bir kısım bulunmadığnıdan vazgeçtim ve 32’lik dişliye geçmeksizin yani 8. viteste rampayı tırmansam da çok da zorladığını söyleyemem. Günlerdir yolda olmanın bacaklar üzerinde böyle güzel etkileri var işte:)

Rampa tırmanışı tünelde son buluyordu ancak ben tünele gelemeden yağmur çişelemeye başlamıştı. Daha fazla devam etmek mümkün görünmüyordu bu yüzden uygun gördüğüm açıkçası pek de uygun olamayan bir yol kenarına kamp yapmak için durdum. Bisikletimi tam refrüje dayamıştım ki bir tane polis aracı yanıma gelip durdu. Apoletinde 3 yıldız olanına İngilizce olarak kamp atmak istediğimi söyledim, ancak adamın soğuk bakışlarıyla karşılaşınca, işimiz var diye söylenmeden edemedim; anlaşılan el kol hareketleriyle derdimizi anlatmaya çalışacaktık. Şöför mahalinde olanı da bu arada yanıma gelmişti. Römorkun arkasındaki bayraklara baktıktan sonra şu ana kadar duyğudum en güzel aksaanla, “nasılsınız?” diye sordu. Heyhat, polis Türkçe biliyordu. Kamp kurmamda bir mahsur olmadığını söyledi. Çadırı kurduğum sıralarda aynı ekip tekrar geldi ve bu sefer kimlik bilgilerimi aldılar. Gece iki defa devriye attılar, ama bu durumun bana özel bir şey olduğunu sanmıyorum, çünkü yolculuğum boyunca, ister kasaba ister köy olsun polisin geceleri sürekli devriye attığını görmüştüm. Sabah olduğunda polisler tekrar gelmiş ve halimi hatırımı sorduktan sonra ayrılmışlardı.

Gece hava tam anlamıyla buz gibiydi ve ben termal içliklerimin içerisinde titriyordum. Otoban kenarında değil de sanki Aladağlar’daydım. Bu ne soğuktu böyle! Etraf zifiri karanlıktı ve yağmur başlamıştı. Yağmur ve soğuk ben de tembelliğe neden oldu ve  ocağı yakmayıp yarım ekmek konserve balıkla karnımı doyurduktan sonra yatıp uyudum. Sabah olduğunda iğrenç bir sancıyla uyandım. Bir gün öncesinde Terjola adındaki bir işletmeye uğramıştım. Burası otobüslerin uğradığı bir lokantaydı ve etli bir yemek yemiştim. Sabah ise anında görüntü! İshal olmuşum. Neyse ki yanımda ishal ilacı vardı ve gün sonunda herhangi bir problem kalmamıştı.

Bugün güzel bir gündü, çünkü tünele gelmeden önce hava açmıştı ve günlerdir kendisini gizleyen güneş masmavi gökyüzünün altında ışıldıyarak gülümsüyordu. İçim o kadar şevkle dolmuştu ki bütün gün pedallamak istiyordum.

Tünel’i geçtikten sonra Bruce Lee filmlerinden çıkmış gibi görünen, duvarları büyük Çin harfleriyle süslenmiş tek katlı yapılardan oluşan bir tesis gördüm. Girişinde Gürcistan ve Çin bayrakları dalgalanıyordu. Bir merakla tel örgüleri geçip tesisin girişine vardığımda içerideki bir adam el sallayıp beni yanına çağırdı. Meğerse burası tüneli inşa eden Çinli’lerin kaldığı bir tesismiş. Sonra iki tane Çinli mühendis geldi ve bir süre muhabbet ettik. Beni tesislerinde ağırlamak istediler, ancak bu güzel hava beni öyle bir dolduruşa getirmişti ki isteklerini kibarca reddedip tekrar yola koyuldum.

Tüneli yapan mühendislerle birlikte….

Pedalladıkça tek şeritli yollar düzelmeye başlamıştı. Gürcistan’a girdiğimden beri bozuk olan yollarda 15-20 km./h. hızın üzerine çıkamamışken 35km./h. hızla pedallamaya başlamıştım. Gori’ye yaklaşırken yollar 3 şeritli olmuştu ve 2 adım genişliğinde olan eminyet şeritleri de normale dönmüşlerdi. Tiflis’e yani Gürcistan’ın ana kalbine doğru giden yollar ise tabiri caizse kaymak gibiydi. Set set tırmanışlar olsa da 152 km. pedallayıp Tiflis’e varacaktım.

Şarap evi

2 Lari’ye köy kenralarında tandırda yaptıkları bir çeşit ekmek. İçerisinde kuru üzüm olan ekmeğin tatlı bir tadı vardı ve sıcakken yenildiğinde gerçekten damakta hoş bir tat bırakıyordu.

Tiflis’e doğru…

Yol aldığım yeşillikler içerisindeki o kadar köyden, kasabadan ve sımsıcak insanlarından sonra şehire girer girmez mideme kramplar girmeye başladı. Tiflis’in diğer büyük şehirlerden herhangi bir farkı yoktu; betonarme yığınları arasına hapsolmuş donuk bakışlı, soğuk, yozlaşmış insanlar. Eğer akşam otobüs olsaydı durmayıp hemen kaçacaktım.

Ortachala semtinde bulunan Metro Turizm’e vardığımda, ertesi gün için bir tane otobüs bileti aldım. Biletin fiyatı 40$’dı. Bu arada römortaki Türk Bayrağını gören 50 yaşlarında bir adam yanıma gelmişti. Aslen Türk olan ancak Azerbeycan’da yaşayan bey amca bana kaldığı oteli gösterdi. Metro Turizimin hemen iki kapı yanında olan otelin fiyatı 40 Lari’ydi. Lonely Planet kitapçığında daha ucuz oteller mevcut olsa da otogarın hemen yanında bulunan otel gerçekten mantıklı bir seçenekti. Giriş katındaki küçük odam güzel ve temizdi. Banyo ve tuvalet odanın dışındaydı ve sürekli olarak temizleniyordu.

Tiflis’te 40 Lari’ye kaldığım otel

Otobüs Salı günü saat 11.00’da hareket etti ve Çarşamba günü sabah saat 10 gibi Samandıra tesislerine vardı. Bisikletimi toparlayıp bu güzel turu geride bırakmanın verdiği keyifle evime doğru pedallayıp turu bitirdim.

Samsun-Tiflis Bisiklet Turu
11-21 Ağustos 2012
Toplam mesafe: 991.89 km.

Sevgiyle:)

6 Yorum,

  1. SS Says:

    cevap yazıyorum..
    mikemmell =)

    Reply

  2. seyrupedal Says:

    Sağol:)

    Reply

  3. sinan Says:

    Hızlı okumalıydım zamanım yoktu. Çok güzel tek kişilik bir tur olmuş. Ben de seneye arkadaşlarımla çıkıcam Gürcistan ve Azerbaycan’a.Sayende bilgilendim ellerine ayaklarına sağlık ;)

    Reply

  4. mustafa sarı Says:

    yağmurlukla sürmek sıkıntılı mı oluyor.
    en büyük sıkıntı yağmur olmuş.
    Genel olarak keyifli bir gezi geçirmişsin.
    biz de keyif aldık.
    paylaştığın için sağol.

    Reply


Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile belirtilmiştir.

PHVsPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZHNfcm90YXRlPC9zdHJvbmc+IC0gZmFsc2U8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF8zMDBfYWRzZW5zZTwvc3Ryb25nPiAtIDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkXzMwMF9pbWFnZTwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbS9hZHMvd29vdGhlbWVzLTMwMHgyNTAtMi5naWY8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF8zMDBfdXJsPC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfaW1hZ2VfMTwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbS9hZHMvd29vdGhlbWVzLTEyNXgxMjUtMS5naWY8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF9pbWFnZV8yPC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tL2Fkcy93b290aGVtZXMtMTI1eDEyNS0yLmdpZjwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX2ltYWdlXzM8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb20vYWRzL3dvb3RoZW1lcy0xMjV4MTI1LTMuZ2lmPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfaW1hZ2VfNDwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbS9hZHMvd29vdGhlbWVzLTEyNXgxMjUtNC5naWY8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF9pbWFnZV81PC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tL2Fkcy93b290aGVtZXMtMTI1eDEyNS00LmdpZjwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX2ltYWdlXzY8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb20vYWRzL3dvb3RoZW1lcy0xMjV4MTI1LTQuZ2lmPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfbXB1X2Fkc2Vuc2U8L3N0cm9uZz4gLSA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF9tcHVfZGlzYWJsZTwvc3Ryb25nPiAtIHRydWU8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF9tcHVfaW1hZ2U8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb20vYWRzLzMwMHgyNTBhLmpwZzwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX21wdV91cmw8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb208L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF90b3BfYWRzZW5zZTwvc3Ryb25nPiAtIDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX3RvcF9kaXNhYmxlPC9zdHJvbmc+IC0gdHJ1ZTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX3RvcF9pbWFnZTwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbS9hZHMvNDY4eDYwYS5qcGc8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF90b3BfdXJsPC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfdXJsXzE8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb208L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF91cmxfMjwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX3VybF8zPC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfdXJsXzQ8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb208L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF91cmxfNTwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX3VybF82PC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWx0X3N0eWxlc2hlZXQ8L3N0cm9uZz4gLSAzLWdyZXkuY3NzPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYXNpZGVzX2NhdGVnb3J5PC9zdHJvbmc+IC0gU2VsZWN0IGEgY2F0ZWdvcnk6PC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYXV0aG9yPC9zdHJvbmc+IC0gZmFsc2U8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hdXRvX2ltZzwvc3Ryb25nPiAtIGZhbHNlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fY29udGVudDwvc3Ryb25nPiAtIGZhbHNlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fY29udGVudF9mZWF0PC9zdHJvbmc+IC0gZmFsc2U8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19jdXN0b21fY3NzPC9zdHJvbmc+IC0gPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fY3VzdG9tX2Zhdmljb248L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vb2xjYXlndXplbC5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy8zLWljb24uYm1wPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fZmVhdHVyZWRfY2F0ZWdvcnk8L3N0cm9uZz4gLSBTZWxlY3QgYSBjYXRlZ29yeTo8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19mZWF0dXJlZF9wb3N0czwvc3Ryb25nPiAtIDEwPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fZmVhdF9lbnRyaWVzPC9zdHJvbmc+IC0gU2VsZWN0IGEgbnVtYmVyOjwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2ZlYXRfaW1hZ2VfaGVpZ2h0PC9zdHJvbmc+IC0gMjYwPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fZmVhdF9pbWFnZV93aWR0aDwvc3Ryb25nPiAtIDU0MzwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2ZlZWRidXJuZXJfaWQ8L3N0cm9uZz4gLSA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19mZWVkYnVybmVyX3VybDwvc3Ryb25nPiAtIDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2dvb2dsZV9hbmFseXRpY3M8L3N0cm9uZz4gLSA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19ob21lPC9zdHJvbmc+IC0gZmFsc2U8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19ob21lX29uZV9jb2w8L3N0cm9uZz4gLSBmYWxzZTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2hvbWVfdGh1bWJfaGVpZ2h0PC9zdHJvbmc+IC0gNTA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19ob21lX3RodW1iX3dpZHRoPC9zdHJvbmc+IC0gNTA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19pbWFnZV9zaW5nbGU8L3N0cm9uZz4gLSB0cnVlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fbG9nbzwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly9vbGNheWd1emVsLmNvbS93cC1jb250ZW50L3dvb191cGxvYWRzLzgtVXN0Mi5qcGc8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19tYW51YWw8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb20vc3VwcG9ydC90aGVtZS1kb2N1bWVudGF0aW9uL2ZyZXNoLW5ld3MvPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fcmVzaXplPC9zdHJvbmc+IC0gdHJ1ZTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3Nob3J0bmFtZTwvc3Ryb25nPiAtIHdvbzwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3Nob3dfY2Fyb3VzZWw8L3N0cm9uZz4gLSB0cnVlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fc2hvd192aWRlbzwvc3Ryb25nPiAtIGZhbHNlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fc2luZ2xlX2hlaWdodDwvc3Ryb25nPiAtIDE4MDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3NpbmdsZV9pbWFnZV9oZWlnaHQ8L3N0cm9uZz4gLSA5NjwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3NpbmdsZV9pbWFnZV93aWR0aDwvc3Ryb25nPiAtIDIwMDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3NpbmdsZV93aWR0aDwvc3Ryb25nPiAtIDI1MDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3RhYnM8L3N0cm9uZz4gLSB0cnVlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fdGhlbWVuYW1lPC9zdHJvbmc+IC0gRnJlc2ggTmV3czwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3RodW1iX2ltYWdlX2hlaWdodDwvc3Ryb25nPiAtIDk2PC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fdGh1bWJfaW1hZ2Vfd2lkdGg8L3N0cm9uZz4gLSAyMDA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb191cGxvYWRzPC9zdHJvbmc+IC0gYTo2OntpOjA7czo1NToiaHR0cDovL29sY2F5Z3V6ZWwuY29tL3dwLWNvbnRlbnQvd29vX3VwbG9hZHMvOC1Vc3QyLmpwZyI7aToxO3M6NTU6Imh0dHA6Ly9vbGNheWd1emVsLmNvbS93cC1jb250ZW50L3dvb191cGxvYWRzLzctVXN0Mi5qcGciO2k6MjtzOjU0OiJodHRwOi8vb2xjYXlndXplbC5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy82LVVTVC5qcGciO2k6MztzOjU0OiJodHRwOi8vb2xjYXlndXplbC5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy81LVVTVC5qcGciO2k6NDtzOjU0OiJodHRwOi8vb2xjYXlndXplbC5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy80LVVTVC5qcGciO2k6NTtzOjU1OiJodHRwOi8vb2xjYXlndXplbC5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy8zLWljb24uYm1wIjt9PC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fdmlkZW9fY2F0ZWdvcnk8L3N0cm9uZz4gLSBTZWxlY3QgYSBjYXRlZ29yeTo8L2xpPjwvdWw+