Hindistan’ın Arka Bahçesi

Hindistan’ın Arka Bahçesi

Nepal’in Hetauda şehrinde iki gün hasta yattıktan sonra yola koyulduk. Kısmen kendimi iyi hissetsem de bağırsakların durumu hiç iyi değildi.

Son sınır şehri Birgunj’u geçtikten sonra sınıra varmıştık. Sınırda ise alışık olduğumuz gibi askerlerin beklediği normal bir sınır kapısı yoktu. Kendiniz gidip sormanız gerekiyor yoksa yol kenarında bulunan küçük ofisi farketmeden rahatlıkla geçebilirsiniz. Hintli ve Nepalli insanlara pasaport gerekli olmadığından ellerini kollarını sallayarak girip çıkıyorlardı. Hindistan tarafından da kolayca işlerimizi halledip Hindistan’a girdik.

20141022_133921

Yolu olmayan yollarda toz içinde ilerliyorduk. Sazlık evler, tarlalar, bataklıklar, kafalarının üzerinde bir şeyler taşıyan kara derili insanlar… Vitessiz eski bisikletlerin üzerinde ilerleyen insanlar… Uzaktan gelen lokomotif sesleri… Görüntü Mississippi’de geçen eski filmlerden fırlamış gibiydi. Bu görüntüye uygun blues şarkıcısı Big Bill Broonzy’nin ‘One Beer, One Blues’ albümünü dinlemeye başladım. Görüntü müzikle birebir eşleşmişti.

Evler yolların kenarlarında, insanlar ise her yerdeydi. Ya geliyorlar ya gidiyorlar ya duruyorlar ya da uzanmış yatıyorlardı. Yolu tek ya da iki yönden kesen su kanalları vardı; ancak suyun rengi kararmış ve katılaşmıştı. İnsanlar bu kanallara işiyor ya da oturup sıçıyorlardı. Sazlıkların kenarlarından rahatsız edici bok kokusu yükseliyordu. Etraf çıplak ayakla gezen insanlarla doluydu. Sıçtıkları yerlere ya da bataklığa çıplak ayaklarıyla giriyorlardı. Hani neredeydi İsveçli kızın ellerini birleştirip, kafasını dua eder gibi kaldırdıktan, gözlerini kapatıp yüzünde kocaman bir gülümsemeyle inanılmaz dediği Hindistan.

Kokmuş bir göletin yanında eski dökük tuğladan bir bina yükseliyordu. Binanın yan cephesini kaplamış göz alıcı bir reklam afişi duruyordu; işte Hindistan orasıydı. Renkli makyajlarıyla süsledikleri filmleriyle Hindistan, Hindistan’dı. Belgesellerde görmeye alışık olduğumuz – bir kısmı yakılan ölülerden dökülen etlerle beslenen- küle bulanmış Sadular’dı, Hindistan. Belki milyonlarca insanın önünde poz verdiği Tac Mahal’dı, Hindistan. Festivallerdi belki… İnsanların güzel diye nitelendirdikleri Kuzey’in tam tersi istikametinde ilerlemiş ve Hindistan’ın arka bahçesine girmiştik.

IMG_1255

Gördüklerim beni tuhaf düşüncelere sürüklüyordu. Eşşek kadar bir adam sokağa sıçıyordu. Aynı şekilde küçük bir kız çocuğu oturmuş yola sıçarken yanından geçiyordunuz o ise istifini bozmuyordu. Biraz ilerisinde bir adan çıkartmış su kanalına işiyordu. Leş gibiydiler. Pislik içindeydiler. Yaşadıkları yer de aynı kendileri gibi pislik içerisindeydi. Toprağa büyükçe bir çukur açıp, küçük bir barakanın içerisine gizleyip tuvalet olarak kullanmayı akıl ettmek bu kadar zor muydu? Kendilerini neden böyle bir pisliğe mahkum etmişlerdi, insanın kafası almıyordu.

Hindistan’da insanların derecesini gösteren, bir nevi ırkçı bir sistem olan kast sistemi mevcuttu. Kendi ülkerindeki insanlar bu insanlara kast sisteminde yer bile vermemişlerdi. En üst kasttaki bir insan kendi kastın altındaki bir insanın eliyle yapılan yemekten bile yemiyordu. Yıllarca göz ardı ettikleri düşük kasttaki insanları ise topluma kazandırmak için ağır kurallar koymuşlardı. Üst kasttaki bir insanın kendi altındaki kasttaki birini aşağılaması durumunda cezai işlem uygulanıyordu. Bir tarafta sokağa sıçan bir toplum, bir taraftan ise Mars’a uzay aracı gönderen bir toplum içiçe yaşıyordu. Avrupalılar’ın yumuşamış beyinleriyle yorumladıkları inanılmaz Hindistan daha girişte yüzümüze tokadı yapıştırmıştı.

Hava sıcaktı. Ağzımız burnumuz toz içinde salaş bir lokantada durduk. Tezgahtaki sinekli tavuklardan söyledik. Tahta masaya gazete kağıdı serildi. Sonra üzerine prinç gevreği ve onun üzerine de soslu tavuğu döktüler. Çatal olmadığından elimizle yemek zorunda kaldık. Masaya getirdikleri suyun tadı tuhaftı ve kokuyordu o yüzden içmedim. Hadi tavuk bir nevi yağda kavruluyordu ama su olayı tehlikeliydi.

Motihari’ye ulaşıp bir otele yerleşmeyi planlamıştık ama önümüzde 40 km. vardı ve ilerlemekte olduğumuz yol çok kötü olduğundan yetişmemizin imkanı yoktu. Devam ederken çok güzel ağaçlık bir alan gördük. Küçük bir barakanın olduğu yere uğrayıp çay içtikten sonra ormanlık alana geçtik, ama havada rahatsız edici ağır bir koku vardı. İbrahim çadırı kurmaya başladığında daha ne olduğunu anlamadan etrafımız insanlarla doldu. Çadırın altına serdiğimiz brandayı açıp üzerine yattım ve İbrahim’i insanlarla başbaşa bıraktım. Ama pek de keyif aldığımı söyleyemem çünkü koku gerçekten çok kötüydü. Dayanamayıp kalktığımda ise elim ve pantalonumun boka bulandı. Meğerse brandayı insan dışkısının üzerine sermişim ve kamp attığımız yerde bir nevi mayın tarlasıymış. Her yer insan pisliği doluydu. İlk başta anlamanız pek olası değildi, çünkü üzerine kediler gibi kumla kapatmışlardı. Yaşlı bir adam gelip evinin yanına kamp kurmamızı önerdi. Biz de öyle yaptık. Biz daha gitmeden çadırları kuracağımız yeri çalı süpürgesiyle temizlediler. Çadırlarımızı yaklaşık yirmi kişilik bir heyet tarafından izlenmek kaydıyla kurduk. Hava kararmaya yakın çadırlarımıza girdik ve ses çıkarmadan öylece gitmelerini bekledik ki onlarda bir süre sonra sıkılıp ayrıldılar. Ben üzerimi değiştiriken yaşlı adam gelip aç olup olmadığımızı sordu, tok olduğumuzu söyleyip teşekkür ettik. Ancak yaşlı adam hemen ayrılmadı. Bir süre çömelip çadırın içerisinde beni izlemeye başladı. Baktım olacak gibi değil, kafa fenerini söndürüp uzandım. O da bir süre sonra ayrıldı.

Gece harikaydı. Hava sıcak olduğundan çadırımızn üst tentesini örtmemiştik. Kuş cıvıltılarına yoldan geçen araçların sesi karışıyordu. Bazen de uzaktan gelen lokomotifin düdüğü geceye ayrı bir güzellik katıyordu. Etraf ise ateş böcekleriyle doluydu -ki ilk defa burada görüyordum bu böcekleri. Doğanın mucizevi, harikulade güzelliklerinden biriydi bence.

Sabah ormanı sis kaplamıştı. Harika bir manzaraydı. İnsanlar ise ‘Walking Death’ dizisinde olduğu gibi ağır adamlarla sağdan soldan belirdikten sonra aynı şekilde gözden kayboluyorlardı. Bazıları ise ağaç diplerine çömelip işlerini bitirdikten sonra yollarına devam ediyorlardı.

Bağırsaklarım halen kötüydü. Gece üç defa tuvalete kalkmıştım. Yatmadan önce de bir tane antibiyotik almış ve işe yaramasını dilemiştim çünkü ishalken bisiklet sürmek eziyetten başka bir şey değildi.

Sabah hemen toplanıp kaçmak istedik ama yine yakalanmıştık. Çadır toplama işi yerel halk tarafından onaylanan İbrahim’in fotoğrafını çekmeden edemedim.
20141023_062555

İbrahim hızlıca toparlanıyordu ama ben biraz yavaştım. Kahvaltı için bir yer ararken salaş bir yer bulduk. Sütlü çay eşliğinde omletlerimizi yedikten sonra yola koyulduk. Hani yalan yok, Hindistan’a girdiğimizden beri doyduğumuzu bir türlü hissedememiştik.

Boktan bir şehir olan Motihari’ye vardık.
20141023_165649

Otel aramaya koyulduk ancak hangi otele gitsek oda yok cevabı alıyorduk ya düpedüz yalan olduğu belliydi. Temiz görünümlü otellerden red cevabı ala ala yola devam ettik. Şehrin çıkışına doğru başka bir tanesine sorduğumda, beş yüz Rupi’ye odasının olduğunu söyledi. Otel sahibiyle beraber odaya baktık. Tam anlamıyla berbat bir yerdi. Ne de olsa bir akşam kalacağımızdan tamam dedik. Adam benim pasaportu alıp üzerindeki ay yıldızı görünce suratı düştü. Yanımızdan ayrılarak birilerine bir şeyler sordu, sonra da gelip adımı sordu ve tamam, dedi. Ama İbrahim’in adını görünce tekrar gitti ve döndüğünde rezarvasyonsuz otele giriş kabul etmediğini söyledi. Fazla detaya girmeyeceğim ama adama ağzımıza ne geldiyse söyledik ve sesini çıkaramadı. Hani çıkarsa işler çirkinleşecekti ama sanırım gözü korkmuştu. Peki neden suratı düşmüştü, çünkü Pakistan bayrağında da ay yıldız vardı.

Son otele de bakıp olmazsa devam etmeye karar verdik. Aynı şey tekrarlandı. Pasaporta bakıldı ve suratın rengi değişti vs… ben de Türkçe kallavi bir küfür ettim, eğer yok deseydi İngilizce devame decektim ama adam tamam dedi. Odaya girdik. Çarşafsız yatağın üzeri böcek ölüleriyle doluydu. Banyosu rezalet ötesiydi. Yapacak bir şey yok dedik ama İbrahim aynı katta biraz daha iyi bir oda bulunca o odaya geçtik. Bu arada fotokopi çektirmek için pasaportlarımızı vermiştik. Sonradan farkettim ki benim fotoğraf zarar görmüştü. Adamın parmağında ne varsa ön sayfaya bulaşmış ve fotoğrafın yarısı deforme olmuştu. Bakalım sınır geçişlerinde ne gibi sorunlar yaşayacaktım. Boktan olan bir şehire yakışan boktan bir durumdu işte.

Motihari aşırı derecede kalabalık bir şehirdi. Şansımıza festivale denk geldiğimizden lokantalar kapalıydı. Festivalin adını bilmiyorum ama geceleyin her yerde mum yakıyorlar ve çatılarda maytap patlatıyorlardı. Biz de çatapat bayramı adını koyduk.

Not defterimden;
İbrahim ile bir lokantaya gittik. Koltukların altında gezinen fareyi saymazsak güzel bir yerdi. Hindistan’a girdiğimizden beri ilk defa doyduk desem yeridir. Televizyonda da Bollywood ödül töreni vardı. Arkadaş nerede o renkli güzel insanlar, nereye gizlemişler:)

Yemekten sonra garson iki tane küçük kap getirdi. Üzerinde limon vardı çay sandık. Sipariş etmesek de festival niyetine ikram sanıp diktik kafaya… sonra İbrahim’le aynı anda göz göze gelip hassiktir dedik. Bu herifler yemekleri elle yiyorlar. Bize getirdiği de elleri yıkamak için kullanılan kaplarmış. Nasıl bir suysa artık ikimizin de suratı ekşidi:) Garson boş kapları görünce şaşırdı ya içtik olm biz onları, bağışıklık sistemi bir kademe daha arttı.

Ağzımız tatlansın diye lokantanın karşısında bulunan izbe yerde bir çöp şiş yiyelim dedik. Hemen yanımızda adamın biri yerde tavuğu kesiyor, tüylerini ayıkladıktan sonra su dolu bir tenekenin içerisinde bir kaç kere daldırıp çıkardıktan sonra tahta tezgahın üzerinde parçalara ayırıyordu. Çöp dolu etrafta, yolun tozu ve kara sineklerin ısırıklarıyla marine ediyordu. Bizim olduğumuz yerde de çöp şiş olarak hazırlanıp servis ediliyordu. Tezgahın önü, yani yolun üzeri çürümekte olan sebze parçaları ve atıklarla doluydu. Derken bir adam geldi. Üzerinde mavi renkli bir gömlek altında da Hintli erkeklerin etek gibi doladığı örtüden vardı. Üstten bakınca normal görünüyordu ama ayakları çıplaktı ve cıvık cıvık olan çöpün üzerinde duruyorlardı. Gazete kağıdına çöp şişteki etleri aldı ve pis ayaklarıyla yürüyerek yoluna devam etti.

Sabah otelimizn önünde çürümekte olan sinek kaplı köpek leşini geride bırakıp, bitmek bilmeyen tarlalar eşliğinde yola devam ettik.
IMG_1252
Toprak yol,
IMG_1277
bir süre sonra kendisini karayoluna bıraktı. Biz de kaymak gibi yolda beş saatte seksen beş kilometre yol yaptıktan sonra Muzaffarpur’a vardık.

İkimiz de sakallarımızı kesmiştik ve oteldeki daha ilk görüşmede(!) ret yememiştim. Odaların fiyatı bin beş yüz Rupi’den başlıyordu ve bizim için çok pahalıydı. Sonra gidip İbrahim bir daha konuştu. Resepsiyondaki adam bana AC demişti, ama anlamamıştım; AC klimalı oda demekmiş; yani odalar klimalı ve klimasız olarak ikiye ayrılıyormuş. Klimasız odanın fiyatı bin Rupi’ydi ki bizim bütçe için uygundu.

İlk başta adam pasaportu görünce suratı düşmüş ama İbrahim hemen bisikletçi lisansını çıkartıp göstermiş, lisanslı profesyonel bisikletçiler olduğumuzu ve Türkiye’ninde bir Avrupa ülkesi olduğunu söylemiş. Adam Avrupa sözcüğünü duyunca gülümsemiş ve odanın anahtarını vermişti. Bu sefer pasaportu vermedik ve gidip kendimiz fotokopi çektirdik.

Gece televizyon izlerken bir filme takıldık. Sakallı bir adam belediye otobüsüne bomba koymuştu ve arkada dört tane çocuk kameraya bakarken otobüsü havaya uçurmuştu. Müslüman olan bir çok insanın yaşadığı ülkede ne güzel bir propaganda filmiydi. İbrahim, “sakallıyken bizi de muhtemelen böyle görüyorlardı,” dedi ki haklıydı da yolda yürürken herkes göz ucuyla ikimizi süzüyordu ama sakalları kestikten sonra bakışların şekli de değişmişti.

Otelde iki gün kalmaya karar verdik. Aslında şehri dolaşacaktık ama vazgeçip televizyonda hint kanalarında takıldık. Eğer Hindistan’ı televizyonda seyrederseniz bambaşka bir dünya ile karşılaşıyorsunuz. Mesela bir müzik kanalında kadın sanatçı bir köy evinde şarkı söylüyordu. Çıplak, temiz ayaklarıyla toprakta yürüyor, tulumbadan su dolduruyor ve temiz giyinimli ev sakinleriyle dans ederek salınıyordu; iyi de çöpler neredeydi, bataklık haline gelmiş bok dolu çamurlu toprak neredeydi?… Hindistan, televizyonda yalan bir dünya yaşıyordu ya ben de artık eleştirmekten vazgeçmiştim. Üç aylık bir vizem vardı ama güneye indiğimde güne bakmayıp hemen ülkeyi terk etmekte kararlıydım. Hindistan’ın gerçek yüzünü görmüştüm, diğer halini ise görmek niyetinde değildim.

Muzaffarpur’u;
IMG_1298

yol kenarında çürümekte olan otobüsüyle ve
IMG_1295

tozlu yoluyla geride bırakıyoruz.
IMG_1338

Fazla değil 82 km. yolumuz vardı. Ara yerlerde çadır atılacak uygun bir alan olmadığından şehir veya kasabalara göre yol almaya çalışıyorduk. Bugün pedalladığımız yol asfalt olsa da beldelerden geçerken trafik yüzünden bayağı bir sıkıntı çekecektik.
IMG_1339

Otobüslerin içleri olduğu kadar üstleri de dolu oluyordu.
IMG_1279

Bu sefer yolun kolay olduğunu söyleyemeceğim. Üç şeritli bir yoldan da gitseniz korna gürültüleri eksik olmuyordu. Merak ettiğim bir konu vardı; araçlarda bulunan aynaların ne işe yaradığı hakkında bir bilgileri var mıydı acaba? Araçları tabiri caizse öküz arabası gibi kullanıyorlardı; sağa sola veya arkalarına bakmadan duruyor ya da birden sola kırıyorlardı. Biz ilerlerken de bir otomobil aniden sola geçip otomobili durdurdu. Az kalsın İbrahim ile çarpışıyorduk. Öyle bağırıp öyle küfür ettik ki… Adam da şaşırmış, (mal mal) bize bakıyordu; muhtemelen küçük beyni neler olduğunu kavrayamamıştı çünkü ona göre yaptığı hareket gayet normaldi.

İnternet rezalet ötesi olduğundan kontrol edemedim ama kimine göre altı kimine göre on kilometre uzunluğunda olan ve Ganj nehri üzerinden geçen köprüye geldim. Geldim diyorum çünkü İbrahim’le birbirimizi yolda kaybetmiştik.

Köprüye girdim. Çalışma varmış bu yüzden trafik kilit olmuştu. Motorsikletlerde kaldırım yolunu kullanmaya başlayınca yol almak bir nevi eziyete dönüşmüştü.

IMG_1350

Adamlardaki korna kullanma olayını kısaca şöyle anlatayım. Mesela biri motorsikletini kaldırma çıkartıyor. Yol kapanınca bir arkadaki motorsikletçi durup -elini çekmeden- kornaya basıyor. Öndeki adam ise duymuyormuş gibi acele etmeden motoru kaldırıma çıkartmaya uğraşıyor. Bu sefer arkadan gelen motorsikletçi durup o da kornaya basıyor, sonra bir arkasındaki de durup aynı şekilde kornaya basıyor. Bekleme moduna geçmiş ve ısrarla kornaya basmakta olan bu öküz sürüsü -kendileri gibi- adamın da tam önlerinde motorsikleti çıkartıklarını görüyorlar. Bir şey söylemiyorlar ya da el kol hreketi yapmıyorlar sadece kornaya basıyorlar. Motor kaldırma çıktıktan, yolcu da arkaya oturduktan sonra motor hareket ediyor ve kornanalarda beraberinde susuyor. Ya da başka bir örnek isterseniz onu da vereyim. Üç şeritli bir yolda üçüncü şeridi kullanan bir motorsikletli var. Birinci şeritten giden motorsikletliyi geçecekken kornaya basılı tutup geçiyor; aynı şey diğer araçlar içinde geçerli. Bütün yan aynaları ve sinyanları söküp süs niyetine araç sahiplerine monte etseler daha mantıklı olur diyeceğim ama zaten yan aynalar ya sökülmüş ya da katlanmış olarak devam ediyorlar; kısacası Hindistan’da ayna ve sinyaller kullanılmıyor. Trafik ışığı? henüz görmedim.

Nehirden bir görüntü.
IMG_1352
Patna şehrine vardık.
20141028_153117
Şehrin göbeğinde mutlu mesut domuzcuklar.
20141029_152616
Biraz ilerlerken tanrı heykelleri gördüm. Nepal’de Nevari halkının elinde çıkan heykeller ve tapınakların her biri birer sanat eseriydi ve yüzyıllar boyunca heykkelerde en ufak bir değişiklik yapılmamış ve bozulmadan günümüze kadar gelmişti. Bunun sebebi de heykellerin herhangi birinde değişiklik yapılmasının günah olmasından kaynaklanıyordu. Kağıt üzerindeki illüstrasyonlara kadar yapılan zanaatkarlığa hayran olmamak elde değildi. Ancak Hindistan’da durum tam tersiydi. Kimsenin bu duruma aldırdığı yoktu. Heykeller çok kötü, illüstrasyonlar ise herhangi bir sirk afisişinden fırlamış gibiydi.
20141028_172900

Özellikle şehirde bisiklet sürüyorsanız her Hintli gibi kelle loktukta gidiyorsunuz demektir. Siz de onlar gibi tabiri caizse bodoslama dalmanız gerekiyor; çünkü sürerken arkaya bakmak, uçurumun kenarında yürürken aşağıya bakmakla aynı etkiyi yaratıyor.

Hindistan’da eğer temiz bir yer bakınıyorsanız ve sınırlı bir bütçeyle ilerliyorsanız hiç de ucuz bir ülke değil. Ama iki kişi yola çıkmışsanız bu daha kolay çünkü burada kişi sayısına göre değil odaya göre para alıyorlar. En son kaldığımız otelde banyoya girdiğimde ise manzara harp meydanı gibiydi. Sanki böcekler arasında bir savaş çıkmıştı ve toplu bir yere bomba düşmüş gibi zemin bacak, gövde, kafa gibi vücuttan kopan parçalarla doluydu. Motihari’deki otelden ise bahsetmek içimden gelmiyor; küçüklü büyüklü, hatta bir keresinde hassiktir dedirten eşşek kadar canlı böcekleri es geçtim etraf onları avlamak için bekleyen iri kıyım kertenkelele doluydu. Sabah ise üzerimizde gezinen böceklerden dolayı vücudumuzun bir çok kısmında böcek ısırıklarından kaynaklanan kızarıklarla uyanıyorduk. Patna şehrinde kaldığımız oda güzeldi. Şehirin avantajı bir çok otelin olmasından dolayı rekabet ortamının oluşmasıydı. Bin Rupi’ye oldukça güzel ve temiz bir oda bulduk. Üstelik kahvaltı da fiyata dahildi.

Hindistan’ın tek güzel bulduğum tarafı yemekleri. Nepal’le kıyaslanmayacak kadar güzel ve çeşitliler. Onun dışında bir an önce terketmek istediğim bir ülke. Nepal’i ne kadar sevdiysem bu ülkeden o kadar nefret ettim.

Son olarak iki film afişi. Sağdaki bütün kanallarda bangır bangır reklamı yapılan ünlü oyuncu Shahrukh Khan’ın son filmi. Solda ise kendisini severek izlediğim Aamir Khan’ın yakında gelecek olan filmin afişi.
20141028_171404

Birgunj sınır kapısından Varanasi’ye kadar olan güzergahımız.
Harita
Sevgiyle:)

, , , ,

7 Yorum,

  1. Ömer faruk Says:

    El yıkama suyunu içmeniz kötü olmuş 🙂 Güzel bir anlatımınız var. Ara ara uğrayacağım blogunuza. İyi pedallamalar. En kısa zamanda Hindistan’dan kurtulmanız ümidiyle 🙂

    Reply

  2. Mert Ali Says:

    Yazılarını çok beğendim hepsini bir çırpıda okudum devamını bekliyoruz :).

    Reply

  3. doğa Says:

    Kullandigim cihaz cok dandik oldugundan kisa kisa yaziyorum
    O kutlamanın ismi divali.
    Hindisttanda et yemeni pek önermem
    Azcık mutlu olmak istersen kuzeye git, uttarakhand, himachal gibi eyaletler tamamiyle guzel yerler.
    Ancak ne yazik ki soylediklerinin cogu butun hindistan icin gecerli.
    Bizim sokakta 2 liraya yedigimiz boktam tavuk doneri burda 50 liraya yiyemezsin o acidan pahali biyer.

    Bi de son olarak hindistan diye bi yerdem bahsetmek pek mumkun degil. Olasılıkların hepsi yanı başında.
    Burda bisikletle seyahat etmek gercekten acı verici. Güzel yerler arasınddaki boktan cukurlara sahit olmak zorunda kaliyoruz.

    Reply

    • seyrupedal Says:

      Sağol Doğa. Biz doğrudan Güneye inip, eğer gemi bulabilirsek (Srilanka’da yaşayan bir elemandan olduğunu öğrendik) gemiyle Srilanka’ya gideceğiz. Açıkçası bu ülkede çok fazla zaman geçirmeye niyetim yok.

      Reply

  4. emin oğuz özkarman Says:

    Yazını okurken senle beraber olayları yaşadım, zaman zaman bende Hindistana gitsemmi diye düşündügüm oldu ama senin bu yazından sonra iyiki böyle bir mecaraya girişmemişim diye düşünüyorum.Sizi cesaretinizden dolayı kutlarım, işallah en kısa zamanda sağlığına kavuşursun.Sizi takip etmeye devam edeceğim ve paylaşımlarin için çok teşekkürler.Döndüğünde görüşmek üzere şimdilik hoşca kalın.

    Reply


Trackbacks/Pingbacks

  1. Anonim dedi ki:

    […] […]

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile belirtilmiştir.

Yorumu gönderebilmek için uygun rakamı giriniz *

PHVsPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZHNfcm90YXRlPC9zdHJvbmc+IC0gZmFsc2U8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF8zMDBfYWRzZW5zZTwvc3Ryb25nPiAtIDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkXzMwMF9pbWFnZTwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbS9hZHMvd29vdGhlbWVzLTMwMHgyNTAtMi5naWY8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF8zMDBfdXJsPC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfaW1hZ2VfMTwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbS9hZHMvd29vdGhlbWVzLTEyNXgxMjUtMS5naWY8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF9pbWFnZV8yPC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tL2Fkcy93b290aGVtZXMtMTI1eDEyNS0yLmdpZjwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX2ltYWdlXzM8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb20vYWRzL3dvb3RoZW1lcy0xMjV4MTI1LTMuZ2lmPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfaW1hZ2VfNDwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbS9hZHMvd29vdGhlbWVzLTEyNXgxMjUtNC5naWY8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF9pbWFnZV81PC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tL2Fkcy93b290aGVtZXMtMTI1eDEyNS00LmdpZjwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX2ltYWdlXzY8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb20vYWRzL3dvb3RoZW1lcy0xMjV4MTI1LTQuZ2lmPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfbXB1X2Fkc2Vuc2U8L3N0cm9uZz4gLSA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF9tcHVfZGlzYWJsZTwvc3Ryb25nPiAtIHRydWU8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF9tcHVfaW1hZ2U8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb20vYWRzLzMwMHgyNTBhLmpwZzwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX21wdV91cmw8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb208L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF90b3BfYWRzZW5zZTwvc3Ryb25nPiAtIDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX3RvcF9kaXNhYmxlPC9zdHJvbmc+IC0gdHJ1ZTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX3RvcF9pbWFnZTwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbS9hZHMvNDY4eDYwYS5qcGc8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF90b3BfdXJsPC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfdXJsXzE8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb208L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF91cmxfMjwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX3VybF8zPC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfdXJsXzQ8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb208L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF91cmxfNTwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX3VybF82PC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWx0X3N0eWxlc2hlZXQ8L3N0cm9uZz4gLSAzLWdyZXkuY3NzPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYXNpZGVzX2NhdGVnb3J5PC9zdHJvbmc+IC0gU2VsZWN0IGEgY2F0ZWdvcnk6PC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYXV0aG9yPC9zdHJvbmc+IC0gZmFsc2U8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hdXRvX2ltZzwvc3Ryb25nPiAtIGZhbHNlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fY29udGVudDwvc3Ryb25nPiAtIGZhbHNlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fY29udGVudF9mZWF0PC9zdHJvbmc+IC0gZmFsc2U8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19jdXN0b21fY3NzPC9zdHJvbmc+IC0gPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fY3VzdG9tX2Zhdmljb248L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vc2V5cnVwZWRhbC5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy8zLWljb24uYm1wPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fZmVhdHVyZWRfY2F0ZWdvcnk8L3N0cm9uZz4gLSBTZWxlY3QgYSBjYXRlZ29yeTo8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19mZWF0dXJlZF9wb3N0czwvc3Ryb25nPiAtIDEwPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fZmVhdF9lbnRyaWVzPC9zdHJvbmc+IC0gU2VsZWN0IGEgbnVtYmVyOjwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2ZlYXRfaW1hZ2VfaGVpZ2h0PC9zdHJvbmc+IC0gMjYwPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fZmVhdF9pbWFnZV93aWR0aDwvc3Ryb25nPiAtIDU0MzwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2ZlZWRidXJuZXJfaWQ8L3N0cm9uZz4gLSA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19mZWVkYnVybmVyX3VybDwvc3Ryb25nPiAtIDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2dvb2dsZV9hbmFseXRpY3M8L3N0cm9uZz4gLSA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19ob21lPC9zdHJvbmc+IC0gZmFsc2U8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19ob21lX29uZV9jb2w8L3N0cm9uZz4gLSBmYWxzZTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2hvbWVfdGh1bWJfaGVpZ2h0PC9zdHJvbmc+IC0gNTA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19ob21lX3RodW1iX3dpZHRoPC9zdHJvbmc+IC0gNTA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19pbWFnZV9zaW5nbGU8L3N0cm9uZz4gLSB0cnVlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fbG9nbzwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly9zZXlydXBlZGFsLmNvbS93cC1jb250ZW50L3dvb191cGxvYWRzLzgtVXN0Mi5qcGc8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19tYW51YWw8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb20vc3VwcG9ydC90aGVtZS1kb2N1bWVudGF0aW9uL2ZyZXNoLW5ld3MvPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fcmVzaXplPC9zdHJvbmc+IC0gdHJ1ZTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3Nob3J0bmFtZTwvc3Ryb25nPiAtIHdvbzwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3Nob3dfY2Fyb3VzZWw8L3N0cm9uZz4gLSB0cnVlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fc2hvd192aWRlbzwvc3Ryb25nPiAtIGZhbHNlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fc2luZ2xlX2hlaWdodDwvc3Ryb25nPiAtIDE4MDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3NpbmdsZV9pbWFnZV9oZWlnaHQ8L3N0cm9uZz4gLSA5NjwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3NpbmdsZV9pbWFnZV93aWR0aDwvc3Ryb25nPiAtIDIwMDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3NpbmdsZV93aWR0aDwvc3Ryb25nPiAtIDI1MDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3RhYnM8L3N0cm9uZz4gLSB0cnVlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fdGhlbWVuYW1lPC9zdHJvbmc+IC0gRnJlc2ggTmV3czwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3RodW1iX2ltYWdlX2hlaWdodDwvc3Ryb25nPiAtIDk2PC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fdGh1bWJfaW1hZ2Vfd2lkdGg8L3N0cm9uZz4gLSAyMDA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb191cGxvYWRzPC9zdHJvbmc+IC0gYTo2OntpOjA7czo1NToiaHR0cDovL29sY2F5Z3V6ZWwuY29tL3dwLWNvbnRlbnQvd29vX3VwbG9hZHMvOC1Vc3QyLmpwZyI7aToxO3M6NTU6Imh0dHA6Ly9vbGNheWd1emVsLmNvbS93cC1jb250ZW50L3dvb191cGxvYWRzLzctVXN0Mi5qcGciO2k6MjtzOjU0OiJodHRwOi8vb2xjYXlndXplbC5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy82LVVTVC5qcGciO2k6MztzOjU0OiJodHRwOi8vb2xjYXlndXplbC5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy81LVVTVC5qcGciO2k6NDtzOjU0OiJodHRwOi8vb2xjYXlndXplbC5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy80LVVTVC5qcGciO2k6NTtzOjU1OiJodHRwOi8vb2xjYXlndXplbC5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy8zLWljb24uYm1wIjt9PC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fdmlkZW9fY2F0ZWdvcnk8L3N0cm9uZz4gLSBTZWxlY3QgYSBjYXRlZ29yeTo8L2xpPjwvdWw+