Kırılma Noktası

Per, May 15, 2014

Asya Turu, Kırılma Noktası, Türkiye

Kırılma Noktası

Gece yağmurluydu. Fırtına ise ıslığını çadırın eteklerinden eksik etmemişti. Biraz kitap okumuş sonra yağmurun senfonisini dinlemeye koyulmuştum. Bisiklet üzerindeyken yağmuru sevmiyordum ama çadırın içerisiyken tenteye çarpan yağmur tanelerini dinlemek hoşuma gidiyordu.

Yağmur çok şiddetli olmasa da sabahta yağmaya devam etti. Su geçirmez kıyafetlerimi giymiştim, ancak hava soğuk olmadığından –her ne kadar malzemelerde Gore-tex katman kullanılıyor olsa da- içten içe terlettiğinden çok keyifli bir sürüş olmuyordu.

Yağmur dinince kıyafetlerimi değiştirdim. Yola çıkacağım sırada yanımda bir bisikletçi durdu. Adı Till’di. Almanya’dan uçakla Antalya’ya gitmiş, Geyik Bayırı’nda bir süre kaya tırmanışı yaptıktan sonra yola çıkmıştı ve bütün kıyı boyunu dolaşarak buralara kadar gelmişti. Rotamız aynıydı bu yüzden Samsun’a birlikte gitmeye karar verdik.

Düz yolda Till ile aynı tempoda pedallıyorduk, ancak rampayı tırmanırken veya aşağıya inerken geride kalıyordum. Özellikle rampadan aşağıya 45 km/h indiğimde bisiklet römorktan dolayı titremeye başlıyordu.

Yine geride kalmıştım. Ama Till rampanın sonunda lokantada beni bekliyordu. Birlikte çorba içtik. Kauçsörfing’den (Couchsurfing) herhangi bir cevap gelmediğini bu yüzden nerede kalacağını bilmediğini söyledi. Samsun’da arkadaşım Yılmaz’ı aradım ve durumu anllattım. Sorun yoktu, birlikte kalalacaktık.

Samsun’a doğru.
DCIM100GOPRO
Samsun’da bizi Yılmaz ve arkadaşları karşıladılar. Bisikletleri oto yıkamacasında bırakıp arkadaşlarının evinde toplandık. Till vejeteryandı. Bana hamburger ona da salata söylediler. Öğlen içtiğimiz çorbayla duruyorduk ya kurt gibi acıkmışız:) Till ve ben Özkan’ın evinde kalacaktık. İki Alman bisikletçi daha Samsun’daymış. Till onlarla buluşmak istedi. O yüzden akşam tekrar buluşmak için sözleştik.

Bir sonraki gün Nurcan ile birlikte vokavois’in (vocavoice) konserine gittik. Till ve dün akşam tanıştığımız iki Alman bisikletçi Moritz ve Sedrik’te (Cedric) gelmişti. Konser muhteşemdi. İlk yarıda Sarı Gelin gibi klasik eserlere yer verilirken ikinci yarıda klasik batı eserleri seslendirildi.
DCIM100GOPRO

Konserden sonra bara gittik. Bu arada Moritz’de vejeteryanmış ve Sedrik’in (Cedric) bira içmediğini öğrendik. Moritz, Sedrik (Cedric) için yarı Fransız zaten yoksa bira içmeyen Alman’mı olur diye çıkışmadan edemedi. Güzel bir akşamdı. Rezalet İngilizcemle politika bile konuştuk.

Moritz ve Sedrik (Cedric) Kazakistan vizesini bekliyorlardı. Gürcistan’dan feribotla Soçi (Sochi) limanına geçeceklerdi. Rotaları şöyleydi; Rusya, Kazakistan, Moğalistan ve Çin. Henüz 20 yaşında olan Till ise Gürcistan ve Ermenistan’ı geçip Ağustos ayına kadar İran’ı gezecekti.

Cuma akşamı bilgisayarda fotoğrafları düzenlerken Till, öğlenleyin Cedric ve Moritz ile yola koyulacaklarını, söyledi. Benim ne zaman çıkmayı planladığımı sordu. Pazar günü sabahtan çıkacağımı söyledim. “Açıkçası,” dedi; “gidebildiğimiz yere kadar birlilkte pedallamak isterim.” Samsun’a kadar sanırım 80 km. pedal çevirmiştik ama ikimizde uyumlu yol arkadaşları olmuştuk.

Öğlen vakti yola koyulduk. Cumhuriyet Meydanında Sedrik (Cedric) ve Moritz ile buluşacaktık. Özkan bisikletiyle bize rehberlik ediyordu. Sonra hep beraber bir bisiklet mağazasına uğradık. Burada Nurcan’la buluştuk. Ayrıca başka bir bisikletli gezgin daha burada misafirdi. Adı Filip (Philipp). Hani dünya gezginginler için küçük derler ya size bir örnek vereyim:)

- Till daha önce Serkan Taşdelen’in misafiri olmuş.
- Yolda Olgun ile karşılaşmıştık, Olgun daha sonra Melih’le karşılaşmış ve birlikte kamp kurmuşlar.
- Ankara’ya doğru giderken iki Fransız ile karşılaşmıştım, aynı bisikletçilerle Sakarya’da tanıştığım otostopçu gezgin Samet daha sonra karşılaşmışlar.
- Samsun’da karşılaştığımız Filip (Philipp) ise Edirne’de Melih’in evinde kalmış.

Filip (Philipp), Till, bendeniz, Nurcan, Sedrik (Cedric) ve Moritz’le:)
Grup
Samsun’dan ayrılmadan önce Yımaz’la buluşup vedalaştıktan sonra yola devam ettik.

İlk kampımızı Akşam deniz kıyısında sahilde kurduk. Hava kararmya yakın iki otomobil geldi. Müzikler açıldı. Biralar yudumlandı. Ankara havasından ezgiler denizin dalgalarına karışırken kollar açıldı ve oyunlar oynanmaya başladı. Bu gece bize uyku yok dedik ama erken ayrıldılar. Bir araç gitmeden önce içindekilerden biri şunlara merhaba, diyelim dediğini duydum. Sonra da fakirdir bunlar, dedi. Sanırım yiyecek bir şeyler ya da bira verecekti ama yanımıza uğramadan devam ettiler. Moritz’e, elemanın bize fakir dediğini söyledim. Moritz gülümseyerek, “bisikleti ve çadırın içerisindekiler satsam otomobil alırım,” dedi. Ama fakir görünmek yolda iyidir:)

Till’in kamerasından, akşam yemeği hazırlarken.
Kamp
Sabah erken kalkmıştım. Till serin havaya aldırmadan yüzüyordu. Ben ise denize açılan balıkçının seyrine dalmıştım.
Seyrupedal
Ulan bu kadar olur hani dördümüzde birbirimizle acayip uyumluyduk. Geç kalkıyor, güzel bir kahvaltı yapıyor ve saat dokuz gibi yola koyuluyorduk. Şu erken kalkma ve yol alma olayını bir türlü beceremiyordum.
birlikte
Öğle yemeği için marketten ekmek, domates, biber ve salata alıp çantadan kahvaltılıkları çıkartıp karnımızı bir güzel doyurduk. Dinlenirken bir adam yanımıza yaklaştı; yanında karısı ve küçük kızı vardı. Moritz’le bir şeyler konuştular. Adamı bir yerden hatırlıyor gibiydim. Ama kendisi beni görünce tanıdı. İki yıl once Samsun-Tiflis bisiklet turunda yolda karşılaşmıştık. Şimdi Asya’ya gidiyorum, deyince sevindi. Kendisi ve eşiyle bir sure muahbbet ettik. Çay ısmarlamak istediler ancak yola koyulamız gerekiyordu. Fotoğraf çektirmek aklımdan çıkmış. Bazen oluyor böyle. İki sene önce birlikte çektirtiğimiz fotoğrafı paylaşıyorum:)
IMG_2296
Karadeniz ve tünelleri:)
unel

Akşama doğru Ordu’ya varmıştık. Kamp için bir yer arıyorduk. Yolu karşısında ağaçlık bir alan görünce durduk. Yolun karşısına geçecekken arkadan hassiktir dedirten bir ses geldi. Sedrik’in (Cedric) yüz ifadesini görünce dönüp bakmaya gerek kalmamıştı.

Römorkun maşası kırılmıştı. Till ve Moritz yere sürtmekte olan römorku kaldırdılar ve maşayı ideraten bağlayıp yola devam ettik.
mork
Ağaçlık alana giremedik. Daha ileride kamp yeri bulabileceğimiz söylendi. Bir süre daha pedalladıktan sonra Sedrik (Cedric) ara yoldan aşağıya saptı. Evlerle çevrilen deniz kıyısında bir aile bahçelerinde kamp kurmamıza izin verdiler.

Kampı kurduğumuz yer yazlıkçılarınmış. Şansa bakın ki ev sahipleri de Almanya’da çalışıyorlarmış. Mortiz’lerle uzun bir sure muhabbet ettiler. İçlerinde biri kaynakçıymış. Bana maşayı nasıl kaynak yaptırmam gerektiği hakkında bilgiler verdi. Sonra maşayı çelik tellerle bağladık. 20 km. ileride bulanan Bulancak ilçesinde sanayide kaynak yaptırabileceğimi söylediler. Kendileri akşam Ordu’da bulunan evlerine gitmek için ayrıldılar.
Romrk-K
Yemekten sonra yağmur yağmaya başladı. Evlerinin bir tanesinin balkonuna geçip ailenin bıraktığı fındıkları yemeye başladık. Güzel bir akşamdı; ailelerimizden, işlerimizden planlarımızdan bahsettik.

Sabahleyin hazırlandık. Hepimiz de güzel bir uyku çekmiştik. Çıkıştaki rampayı çıkmak için vitesi küçültüğümde zincir attı. Zinciri bir türlü takamadım. Sorunun arka viteste olduğunu sandık, çünkü zincir bir türlü dişliye oturmuyordu. Sonra vites telinin gevşemiş olduğunu farkettik. Daha doğrusu kablo vites yuvasından dışarıya çıkıyordu. Yükleri boşaltıp bisikleti ters çevirdik. Teli biraz gerdim. Ama 8. vitese bir türlü geçmiyordu. Sonra farkettik ki kadro kulakçığı yamulmuştu. Hafifçe düzeltmeye çalıştık ancak kulakçık kırıldı. Metal yorgunluğu için 5.000 km. yetmişti.
Kadro_Kulagi-2
İstanbul’daki bisikletçilerde uygun kadro kulakçığı bulamayınca Amerika’dan getirtmiştim ve yedeği yoktu. Yapacak bir şey yoktu. Ayrılık vakti gelmişti. Bir önceki akşam Sedrik’e; (Cedric) benim için zaman kaybetmeyin, siz devam edersiniz ben de römorkun kaynak işini halletmeye çalışrım, dediğinde; “hayır, bekleriz sorun değil,” dedi. “Küçük grubumumuzu sevdim, birlikte devam etmeyi isterim,” dedi. Yoldaşlarla ayrılık vakti hüzünlü olmuştu.

Yanlarında iki küçük gitarları vardı. Bir şeyler yazmamı istediler. Sonra birbirmize sıkı sıkı sarılıp vedalaştık.

Till’in kamerasından; Dahon’un distribitörü olan Pedalla Bisikletin sahibi Serkan Taşdelen ile görüşürken.
yolda-K
Bir süre öylece durup bisiklete baktım. Eve dönüş vakti gelmiş miydi? Rüya gibi geçen bir aydan sonra tur sona mı ermişti?

Serkan üretici firmayla yazışacağını ve parçanın ellerinde olup olmayacağını soracaktı. Sonra bana Ordu’daki Alpem bisikletin numarasını Verdi.

İstanbul’a dönebilir, yeni bir bisiklet alabilir ve uçakla Rusya’ya gidebilirdim ama o zaman da bütçem yerle bir olacaktı. Moralim iyice bozulmuştu ya önce Ordu’ya varmam gerekiyordu. Sonra ne yapacağımı düşünürdüm. Önce vites telini kestim. Sonra arka vitesi çıkardım. Zinciri söktüm ve 6. vitese denk gelecek şekilde kısaltım.

Ordu’ya varınca bir kafeye oturdum ve kahve söyledim. Yeni bir bisiklet olayı bütçe açısından uygun değildi ama evde dağcılık zamanlarında kullandığım güzel bir sırt çantam vardı. Otobüs garı yakındı. Eve dönebilir ve sırt çantamı alıp yola koyulabilirdim. Daha önce birer haftalık Kaçkar trans, Aladağlar trans yapmış ve Antalya’da Likya yolunu yürümüştük. Ama tek başıma daha önce sırt çantasıyla gezmemiştim. İyi bir seçenek miydi, bilemiyordum ama en azında bir seçeneğim vardı.

Alpem bisiklete vardım, Serkan’ın selamını söyledim. Bir saat sonra tekrar yollardaydım. Hahahaha şaka gibiydi. Soner Bey ve arkadaşı bir sihirbaz gibi işi halletmişlerdi. Daha önce aldıkları ama öylece duran kadro kulakçıklarından birini takmış ve sorun çözmüştü.

Römorku kaynak yaptırmam gerekiyordu ama çelik teller ve plastik kelepçelerle durumu iyi görünüyordu. Yeni bir maşa sipariş edecek ve tekrar yola koyulacaktım. Ordu’dan ayrıldığımda saat dördü geçiyordu. Saat yedi buçuğa kadar 56 km. kadar pedallayıp güzel bir sahilde kamp kurdum. Keyfim yerine gelmişti ve çadırı kurduktan sonra dalgaların sesiyle soğuk biramı yudumluyordum. Hava kararmıştı. Telefonumdan internete bağlanmış geziniyordum. Dalmışım. Karanlığın içerisinden iki adam belirdi. Ellerindeki feneri yaktılar. “İyi akşamlar,” dedim. “İyi akşamlar,” dediler. Fenerleri ile çadıra ve bisiklete baktılar. Onlar sormadan “geziyorum,” dedim. Ayrılacakları sırada biri geri dönüp, çok güzel bir şey yaptığımı, hem gezip hem böylesi harika yerlerde kamp kurduğumu ve korkusuz olduğumu söyledi. Korkusuz muydum, bielmiyorum ama yalnızken içimde herhangi bir endişe vs. bulunmuyordu. Adamlar sanırım balıkçıydılar ama sormamıştım. Arkalarında onları takip eden bir köpek vardı. Geldi, yanıma oturdu. Bir süre sonra başını patilerin üzerine koydu ve birlikte ay ışığının altında denizin seyrine daldık.

Ve karadeniz’e hoş geldim:) Yağmur başlamıştı.
GoPro
Trabzon’da Erkin’in kendisi gibi motorcu gezgin olan arkadaşı Sedat’ın yanında kalacaktım ve önümde 130 km.’lik bir yol vardı. Öğle vakti yemek molasındayken mesajlarımı kontrol ettim. Till mesaj atmıştı: ‘senin etrafta olmaman biraz tuhaftı. Neler yapıyorsun?’ Keyifle herşeyin yolunda olduğunu ve Trabzon’a doğru pedalladığımı yazdım.

Trabzon’a vardığımda yağmur dinmişti. Adresi GPS’e yüklemiştim ancak yolu kaçırmışım. Önüme çıkan rampaları tırmanmaya başladım, ama şu ana kadar hayatımda gördüğüm en dik rampaydı ve bir sure sonra inmek zorunda kaldım. İkili aynakol rampayı tırmanmama imkan vermiyordu. Arkadaş hani frene asılıyorum bisiklet yükün ağırlığıyla yolda kaymaya başlıyordu. İtiyorum ama kollarım koptu… Biraz ilerledikten sonra soluklanmak için durmak zorunda kalıyordum. İkili ayna kol ve %16 eğimlik Pamir Highway nasıl olacaktı, görecektik:)

Adres vardı, GPS vardı ama yolu bir türlü bulamadım. Sokaklarda maşallah tabela filan da yoktu. Cep telefonun şarjı da bitmek üzereydi. Sedat’a mesaj çekip koordinatları istedim. Koordinatları girdim ama nafile GPS saçmaladı hani hata payı vardır mutlaka ama Garmin tam anlamıyla sıçmıştı. Sedat’ı aradım ve bulumduğum yeri söyledim. Sedat araçla geldi. Selamlaştık. Sonra bisikletli birinin beni götüreceğini söyledi. O ayrıldıktan sonra haifif uzun saçlı genç bir eleman bisikletiyle geldi. Adı Fatih’ti. Hahaha ulan ben de Fatih’i Sedat’ın akrabası gideceğimiz yeri de Sedat’ı evi sanıyordum. Ama meğerse Sedat kalacağım öğrenci yurdunun sahibi Fatih’de yurtta kalan öğrencilerdenmiş.

Yurtan içeriye girdiğimde yuh dedim. Önümde 4 katlı ev yüksekliğinde yapay tırmanış duvarı uzanıyordu. Türkiye’nin kapalı alandaki en yüksek birinci duvarıymış. 3 sene önce kaya tırmanışı yaparken düşük bileğimi kırmıştım ya içerisindeki platinler duvarı görünce sızlamaya başladılar:)
biltepe-22
Salı Perşembe akşamları tırmanış yapılıyor ve herkese açık olan duvar için herhangi bir ücret alınmıyor.
Biltepe-2
Tunç Fındığın ve Doğan Polat’ın duvardaki yazıları.
Duvar
Masaya geçip ikram edilen çayı yudumlayınca kendime geldim. Öğrenci yurdunun 300 odası buluyordu ve bunun iki odası Kauçsörfing (Couchsufing) vasıtasıyla gelen gezginlere ayrılmıştı. Benim kalacağım odada da Çinli bir bisikletçi kalıyormuş.

Başka bir duvar da gezginlerin imzalarıyla doluydu.
Duvar-2

Üniversite’de okuyan ve Biltepe Öğrenci Yurdunun sponsorluğuyla seneye Amerika turu yapmayı planlayan 3 genç vardı; bu arkadaşların isimleri Fatih, Mustafa ve Nil’di. Hemen kaynaştık ve bisikletin ile ilgli konuşmaya başladık. Sonra Sedat’ta bize katıldı ve güzel bir muhabbet ortamı oluştu. Sedat planımı sorduğumda en ince ayrıntısına kadar anlatmıştım. Çenem düşünce tam düşüyor hani. Kendisi de Motoruyla Asya’yı dolaşmıştı ve Pamir Highway yolunu da geçmişti. Katlanır’a ve römorka bakıp, “o yolları bunlarla aşazsın,” dedi. Haklıydı, daha 1.275 km.’de hem de asfalt yolda sorunlar çıkmıştı. Ama yapabileceğim bir şey yoktu. Var olanla gidebileceğim yere kadar gidecektim. “Senin bu yolu yapmanı isterim ama dediğim gibi bu bisikletle olmaz,” dedi. Bir süre düşündükten sonra, “Biltepe olarak sana sponsor olacağız. Böylece yeni bir bisiklet alabilirsin,” dedi. Gecenin saat üçüydü ve bu son sözlerle güneş çok erken doğmuştu.

Evet, Biltepe sponsorum olacaktı:)

Odaya girdim. Sevinçten yerimde duramıyordum. Yeni bir bisiklet; hani yeni olması önemli değil, normal bir bisiklet:) Arkadaş yalnız odaya girince ağır bir koku burnumu yerinden söküp kopardı. Bu ne koku lan böyle, dedim. Hahahaha meğerse kokunun kaynağı bizim Çin’li bisikletçiymiş. Hani demişlerdi, hep aynı kıyafeti giyiyor sanırım banyo da yapmıyor… Banyo ile tuvalet odanın içerisindeydi. 24 saat sıcak su da vardı. Neyse, dedim ve duş aldıktan sonra yattım, zaten bayılmışım. Sabah kalktığımda Çin’li bisikletçide uyanmıştı. Eleman Afrika’dan geliyordu ve Çin’e gidecekti. Uzun bir yolculuğa çıkmıştı ama gelin görün ki bir gidon çantası ve bisikletin arkasında da iki tane çantası vardı. Hani öyle bizim kullandığımız gibi su geçirmez çantalardan değildi. Bu nasıl bir minimalislikti böyle:) Benim eşyaları görünce gözleri büyüdü ve ne kadar çok eşya, diye gülümsedi. Sordum kışlık kıyafetler var mı, diye ama yoktu sadece üzerindeki poları gösterdi. Güneyden yol almanın avantajı işte:) Yağmur da ne yapıyorsun, diye sorduğumda, bir yerlere sığınıyorum, dedi. Sanırım ocağı filan da yoktu. Bisikleti de bizdeki 700 TL.’lik ucuz dağ bisikletlerindendi ama sorduğumda bisikletini Afrka’da çaldırdığını söyledi. Ekipmanı yeterli olmasa da koskoca Afrika kıtasını geçmişti. Helal olsun, dedim. Ne olursa olsun, önemli olan yolda olmaktı:)
cinli
Yalnız elemanın Müslüman olduğunu söylediklerinde çok şaşırmıştım. Çin’li bir müslüman? Adına da Süleyman diyormuş. Facebook adresine girip baktım. 100 tane arkadaşı vardı ve gördüğüm kadarıyla hepsi de müslümandı; aralarında hiç Çin’li yoktu. Ya gerçekten Müslümandı ya da müslüman ülkelerden geçeceği için böylesi bir taktik geliştirmişti, bilemiyorum ama insanın yaşadığı memleketten hiç arkadaşının olmaması tuhaftı.

Sabah telefonla Till ile konuştum. Kalacak bir yer bilip bilmediğini sordu. Akşam bir öğrenci evinde kalmışlardı ancak ev sahipleri sadece bir geceliğine izin vermişti.

Meydana doğru giderken bisikletin arkasından tuhaf bir titreme geliyordu. Hoppala arka teker yarılmıştı. Neyse dedim küçük yoldaşıma dert değil. Sen vazifeni yerine getirdin:)
tekerlek

Hazırlanıp yoldaşlarımla buluşmak için bisikletimle meydana doğru pedalladım. Sedrik (Cedric), Mortiz ve Till’i görünce sevinmiştim. Selamlaştıktan sonra sponsorluk haberini kendilerine verdim. Çok sevindiler. Yanlarında 50’li yaşlarda bir Alman bisikletçi daha vardı. Sedrik (Cedric) ve Moritz kahvaltıdan sonra ayrılacaklardı ama muhabbet uzudıkça uzuyordu. Moritz bizim için de kalacak yer sorabilir misin? diye soruğunda Sedat’ı aradım, sorun değil dedi. Kaldığımız odaya üç tane portatif yatak daha eklenecekti.

Sonra’dan Elif de bize katıldı ve birlikte yemek yedik, meydanda gezindik, sahilde vakit geçirdik…
Deniz
Hahahaha dönüş yolunda rampayı gördüklerinde yüzlerinin halini görmeliydiniz, ama helal olsun o yüklerle tırmandılar.

Till Almanya’da kaya tırmanış eğitimi veriyordu ve tırmanış duvarını görünce kendinden geçti. Çaylarımızı içerken Sadat da bize katıldı. Kendisi daha önce Kazakistan’ı ve Moğalistan’ı motoruyla gezmişti. Deneyimlerini Sedrik (Cedric) ve Moritz’le paylaştı. Sonra biri Alman diğeri İspanyol iki sırt çantalı gezgin masaya geldi. Sedat akşam bizleri evine davet etti. Keyifli çok güzel bir gece olmuştu. Bir ara yeni tanıştığım arkadaşlarıma baktım. Kahkahalarına muhabbetlerine karıştım. Yolda olmak, yeni insanlarla tanışıp kaynaşmak güzel arkadaş dedim:)

Ertesi gün Hakan (Kayışlıgil) Abiyi aradım ve ne yapabileceğimizi sordum. Yeni bir bisiklet için çok kısıtlı bir zamanım vardı. İstediğim gibi bir bisiklet toplamak için yeterli vakit yoktu. Sadece 3 günde her şeyi tamamlamam gerekiyordu. Önce Bisiklet Gezgini’inden VSF fahrradmanufaktur marka bisiklette karar kıldım. Özellike bu bisikletin çelik kadrosu için çok sağlam deniliyordu. Bisiklet Shimano Deore kompenentlerle gelecekti. Sponsorluk belgesini imzaladıktan sonra para hesabıma yatacaktı. Bu arada bir konuda fikrini almak için Serkan’ı aramıştım. Kendisinin Pedalla Bisiklet isminde Muğla’da bisiklet mağazası vardı. Sörli’nin (Surly) bayiliğini almıştı. Biraz konuştuk, kendisinin de fiyat verebileceğini söyledi. Hangi renk kadro var? diye sordum, siyah, dedi ve ben de film koptu:) Yaklaşık üç yıl önceydi. Bisiklete yeni başladığım dönemlerdi. Taksim’de Galatasaray Lisesi’nin karşı sokağında bulunan eskiden üyesi olduğum dağcılık kulübüne doğru yürüyordum. Duvara dayanmış simsiyah bir bisiklet görmüştüm. Ön ve arka bagajları takılıydı. Üzerinde kelebek gidonu vardı. Rengi kuzgun gibi simsiyahtı. Bisiklete içim gitmişti. Markasına baktım, Surly yazıyordu. Dakikalarca başında durmuş ve bisikleti incelemiştim. Bu bisikletin popüler bir marka olduğu ve çok kaliteli olmadığı gibi yorumlar kulağıma gelmişti. Sörli (Surly) popüler bir marka mıydı, olabilirdi, ama markaları umursadığımı söyleyemem. Hatta katlanırın üzerindeki markaları boyayarak silmiştim. Kararımı verdim. 3 yıl önce gördüğüm ve çok hoşuma giden bisikleti alacaktım. Serkan sağolsun iki gün gibi kısa bir zamanda bisikleti toparlayıp gönderdi. Bisikleti dün bütün gün boyunca sürdüm ve harikaydı.
Surly
Son olarak şunları söylemek istiyorum. Katlanır ve römork ile yola çıkmamam gerektiği hakkında arkadaşlarımdan bir çok mesaj gelmişti. Haklıydılar. Ama ya bildiğim hayatı yaşamaya devam edecektim ya da her şeyi göze alıp yola koyulacaktım. Ben ikincisini seçtim:)

Sevgiyle:)

, , , , ,

2 Yorum,

  1. Sinan Says:

    onca talihsizliğe rağmen Allah’ın sevgili kuluymuşsunuz ki güneşi sabah olmadan görüp sponsor bulmuşsunuz üstüne birde simsiyah surly’e sahip olmuşsunuz {bir gün benimde surly’im olacak inş :D } bundan sonraki günlerinizde talihsizlikler yerine daha güzel günler görmeniz ve güzel haberler almanız dileğimle pedalınıza kuvvet, rüzgar arkanızda olsun tekerinize taş değmesin =)

    Reply


Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile belirtilmiştir.

PHVsPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZHNfcm90YXRlPC9zdHJvbmc+IC0gZmFsc2U8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF8zMDBfYWRzZW5zZTwvc3Ryb25nPiAtIDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkXzMwMF9pbWFnZTwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbS9hZHMvd29vdGhlbWVzLTMwMHgyNTAtMi5naWY8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF8zMDBfdXJsPC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfaW1hZ2VfMTwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbS9hZHMvd29vdGhlbWVzLTEyNXgxMjUtMS5naWY8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF9pbWFnZV8yPC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tL2Fkcy93b290aGVtZXMtMTI1eDEyNS0yLmdpZjwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX2ltYWdlXzM8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb20vYWRzL3dvb3RoZW1lcy0xMjV4MTI1LTMuZ2lmPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfaW1hZ2VfNDwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbS9hZHMvd29vdGhlbWVzLTEyNXgxMjUtNC5naWY8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF9pbWFnZV81PC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tL2Fkcy93b290aGVtZXMtMTI1eDEyNS00LmdpZjwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX2ltYWdlXzY8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb20vYWRzL3dvb3RoZW1lcy0xMjV4MTI1LTQuZ2lmPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfbXB1X2Fkc2Vuc2U8L3N0cm9uZz4gLSA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF9tcHVfZGlzYWJsZTwvc3Ryb25nPiAtIHRydWU8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF9tcHVfaW1hZ2U8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb20vYWRzLzMwMHgyNTBhLmpwZzwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX21wdV91cmw8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb208L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF90b3BfYWRzZW5zZTwvc3Ryb25nPiAtIDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX3RvcF9kaXNhYmxlPC9zdHJvbmc+IC0gdHJ1ZTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX3RvcF9pbWFnZTwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbS9hZHMvNDY4eDYwYS5qcGc8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF90b3BfdXJsPC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfdXJsXzE8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb208L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF91cmxfMjwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX3VybF8zPC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfdXJsXzQ8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb208L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF91cmxfNTwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX3VybF82PC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWx0X3N0eWxlc2hlZXQ8L3N0cm9uZz4gLSAzLWdyZXkuY3NzPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYXNpZGVzX2NhdGVnb3J5PC9zdHJvbmc+IC0gU2VsZWN0IGEgY2F0ZWdvcnk6PC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYXV0aG9yPC9zdHJvbmc+IC0gZmFsc2U8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hdXRvX2ltZzwvc3Ryb25nPiAtIGZhbHNlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fY29udGVudDwvc3Ryb25nPiAtIGZhbHNlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fY29udGVudF9mZWF0PC9zdHJvbmc+IC0gZmFsc2U8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19jdXN0b21fY3NzPC9zdHJvbmc+IC0gPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fY3VzdG9tX2Zhdmljb248L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vb2xjYXlndXplbC5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy8zLWljb24uYm1wPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fZmVhdHVyZWRfY2F0ZWdvcnk8L3N0cm9uZz4gLSBTZWxlY3QgYSBjYXRlZ29yeTo8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19mZWF0dXJlZF9wb3N0czwvc3Ryb25nPiAtIDEwPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fZmVhdF9lbnRyaWVzPC9zdHJvbmc+IC0gU2VsZWN0IGEgbnVtYmVyOjwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2ZlYXRfaW1hZ2VfaGVpZ2h0PC9zdHJvbmc+IC0gMjYwPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fZmVhdF9pbWFnZV93aWR0aDwvc3Ryb25nPiAtIDU0MzwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2ZlZWRidXJuZXJfaWQ8L3N0cm9uZz4gLSA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19mZWVkYnVybmVyX3VybDwvc3Ryb25nPiAtIDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2dvb2dsZV9hbmFseXRpY3M8L3N0cm9uZz4gLSA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19ob21lPC9zdHJvbmc+IC0gZmFsc2U8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19ob21lX29uZV9jb2w8L3N0cm9uZz4gLSBmYWxzZTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2hvbWVfdGh1bWJfaGVpZ2h0PC9zdHJvbmc+IC0gNTA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19ob21lX3RodW1iX3dpZHRoPC9zdHJvbmc+IC0gNTA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19pbWFnZV9zaW5nbGU8L3N0cm9uZz4gLSB0cnVlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fbG9nbzwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly9vbGNheWd1emVsLmNvbS93cC1jb250ZW50L3dvb191cGxvYWRzLzgtVXN0Mi5qcGc8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19tYW51YWw8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb20vc3VwcG9ydC90aGVtZS1kb2N1bWVudGF0aW9uL2ZyZXNoLW5ld3MvPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fcmVzaXplPC9zdHJvbmc+IC0gdHJ1ZTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3Nob3J0bmFtZTwvc3Ryb25nPiAtIHdvbzwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3Nob3dfY2Fyb3VzZWw8L3N0cm9uZz4gLSB0cnVlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fc2hvd192aWRlbzwvc3Ryb25nPiAtIGZhbHNlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fc2luZ2xlX2hlaWdodDwvc3Ryb25nPiAtIDE4MDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3NpbmdsZV9pbWFnZV9oZWlnaHQ8L3N0cm9uZz4gLSA5NjwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3NpbmdsZV9pbWFnZV93aWR0aDwvc3Ryb25nPiAtIDIwMDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3NpbmdsZV93aWR0aDwvc3Ryb25nPiAtIDI1MDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3RhYnM8L3N0cm9uZz4gLSB0cnVlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fdGhlbWVuYW1lPC9zdHJvbmc+IC0gRnJlc2ggTmV3czwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3RodW1iX2ltYWdlX2hlaWdodDwvc3Ryb25nPiAtIDk2PC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fdGh1bWJfaW1hZ2Vfd2lkdGg8L3N0cm9uZz4gLSAyMDA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb191cGxvYWRzPC9zdHJvbmc+IC0gYTo2OntpOjA7czo1NToiaHR0cDovL29sY2F5Z3V6ZWwuY29tL3dwLWNvbnRlbnQvd29vX3VwbG9hZHMvOC1Vc3QyLmpwZyI7aToxO3M6NTU6Imh0dHA6Ly9vbGNheWd1emVsLmNvbS93cC1jb250ZW50L3dvb191cGxvYWRzLzctVXN0Mi5qcGciO2k6MjtzOjU0OiJodHRwOi8vb2xjYXlndXplbC5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy82LVVTVC5qcGciO2k6MztzOjU0OiJodHRwOi8vb2xjYXlndXplbC5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy81LVVTVC5qcGciO2k6NDtzOjU0OiJodHRwOi8vb2xjYXlndXplbC5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy80LVVTVC5qcGciO2k6NTtzOjU1OiJodHRwOi8vb2xjYXlndXplbC5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy8zLWljb24uYm1wIjt9PC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fdmlkZW9fY2F0ZWdvcnk8L3N0cm9uZz4gLSBTZWxlY3QgYSBjYXRlZ29yeTo8L2xpPjwvdWw+