Samsun-Tiflis Bisiklet Turu. 1. bölüm: Karadeniz yollarında.

Samsun-Tiflis Bisiklet Turu. 1. bölüm: Karadeniz yollarında.

Bisiklet ile yollarda aylarını, yıllarını geçiren insanların evlerinden, ailelerinden, dostlarından kısaca her şeyden nasıl bu kadar uzun süre ayrı kalabildiklerini düşünür dururdum. Bunun sebebi yol tutkusu, macera ya da keşfetme duygusu muydu? Bisikletin üzerinde geçirdiğim beşinci günden sonra cevabı önümde uzanıp gidiyordu. Kısa bir süre sonra hangi günde olduğum, sıkıntılarım, dertlerim, işim, evim kısacası her şey kafamdan silinip yok olmuştu. Gitmek; işte işin sırrı buradaydı. Gününüz ne kadar sıkıntılı geçerse geçsin, ertesi günün sabahında pedallamaya başladığınızda içinizdeki yolculuk tutkusu bir nevi coşkulu bir ırmağa dönüşerek pedalınızın altından akıp gidiyordu ve bu hergün aynı heyecanla devam ediyordu. Geçilen her bir köy, her bir kasaba damakta lezzetli bir tat bırakırken, insanların gülümseyen yüzleri ve muhabbetleri yüreğinizi ısıtıyordu. Vücudunuzu saran rüzgar ile üşüyordunuz belki ya da kara bulutların göz yaşlarıyla ıslanıyordunuz, ancak bunların hiçbiri içinizdeki gitme duygusunu engelleyemiyordu. Yemyeşil tepelerin, ovaların arasından pedallarken yol adeta bütün hayatınız olup çıkıyordu.

Tur için iki haftalık bir iznim vardı, ancak nereye gideceğim hakkında hiçbir fikrim yoktu. Bir gün Facebook’da üyesi olduğum bir gurupta Hakan Kayışlıgil isminde bir bisikletçinin Dalmaçya Sahilleri bisiklet turu videosuyla karşılaştım. Sayfasına girip fotoğraflarına baktığımda Ağustos 2011’de yaptığı Gürcistan turunu görmüş ve yapacağım turda böylelikle belli olmuştu:) Geçen süre boyunca Hakan ağabeyden Gürcistan ile ilgili oldukça faydalı bilgiler aldım. Sonra Lonely Planet’in Gürcistan kitapçığını edindim ve GPS’ime Gürcistan yol haritasını yükledim. Lonely Planet’in 2009 basımı kitapçığı halen güncelliğini korumakla beraber kimsenin İngilizce bilmediği bir ülkede hosteller ve gezilecek yerler hakkında oldukça yardımcı oldu. Hakan ağabey son olarak Gürcistan halkının kendi bayraklarına düşkün olduklarının bilgisini vermişti. Türk bayrağıyla birlikte Gürcistan bayrağını da halledince geriye sadece beklemek kalmıştı.

Uçağım 11 Ağustos günü sabah saat 07.00’de Samsun’un Çarşamba havalanına inmişti. Kargoya verdiğim römorku almak için Çarşamba ilçesine doğru pedallamaya başladım. İlçeye vardığımda Yurtiçi kargodan römorku aldım ve toplamaya koyuldum. Bu arada ne hikmetse turist olduğumu sanan ahali Türk olduğumu öğrenince bayağı şaşırmıştı. Hatta kargonun bitişiğinde bulunan dükkanın sahibi -adını şu an hatırlayamadığım- bey amca benimle oldukça alakadar olmuş ve görenlere, “yabancı değil, bizden, bizden,” diye seslenerek beni bütün esnafa tanıtmıştı. (Bu turist muamelesi yol boyunca devam etmişti ve sonunda Fatsa’dan sonra Türkçe konuşmayı bırakmıştım. Kendi ülkemde turist olmanın oldukça rahat olduğunu söyleyebilirim; bisiklete o kadar para verilir miymiş? Bisiklet ile onca yol gidilir miymiş, gibi ardı arkası kesilmeyen sorulardan da bir nevi sıyrılmıştım. Bir Türk’ün gezgin olması bizim milletinin kafasına yatan bir şey değil; o yüzden dağa da gitsek “hello” yolda da olsak “hello”. Bu sakalla beni hangi ülkenin efradına benzetiyorlar diye düşünürken de o da zamanla belli oldu; çoğunluğun benzetmesine göre İtalyan bir bisikletçiydim:)

Römorku toparladıktan sonra arka tekeri şişirmek için –ki milletin aşırı ilgisinden sıkıldığımdan pompayla uğraşmayıp yol üzerinde bulunan- Aydın bisiklete uğramıştım. Aydın Bey sıcakkanlı bir insandı ve kendisiyle bisiklet ve yol üzerine hoşça sohbet ettik.

Çarşamba ilçesinde pedallayama başladığımda saat 11.30’u gösteriyordu. Karadeniz’in kendisi gibi güzel olan yollarında 112 km. pedalladıktan sonra saat beş gibi Fatsa’ya varmıştım. Daha erken olduğundan saat yediye kadar pedallamak niyetindeydim. Hava kararmadan kıyı boyunca nerelerde kamp kurabileceğimi sormak için jandarma karakolununa uğramıştım, ancak jandarmadan kıyı boyunca kamp kurmama izin çıkmadı. Bir kere sormuş bulunduk ya daha fazla ilerlemeyip jandarmanın gösterdiği deniz kenarında güzel bir yerde kampımı kurdum.

Çadırım mis gibi deniz kokuyor ve gün batımıyla yıkanıyor gözlerim:)

Güzel bir sabah…

Dost’um yola hazır

Sabah saat 9.30 sularında yola koyuldum. Ordu tüneline girmemek için Fatsa’dan sonra kıyı boyunca yol aldım. Fatsa’dan Perşembe’ye kadar set set tırmanışlar yaparak varıyorsunuz. Yol daha sonra düz bir şekilde devam ediyor. Gün sonunda 106 km. pedalladıktan sonra saat 7.00 gibi Keşan’a varmıştım. Yine deniz kenarında kamp atmak istiyordum, ancak uygun bir yer bulamadığımdan sonunda yol kenarına kamp atmak zorunda kaldım. Yol kenarında kamp kurmak gürültüden dolayı çok da akıllıca değildi. Uyumak oldukça zor olmuştu. Sonunda uyumayı başarsam da gece yarısı iğrenç bir kokuyla uyanmıştım. Uyku sersemi önce kendimi koklamıştım; evet, kokuyordum ama o kadar da değildi hani:) Kokunun nereden geldiğini anlamak için çadırımdan çıktığımda yolun dumana boğulduğunu gördüm. Gerizekalının biri karşı yoldaki çöp tenekesini yakmıştı ve gecem de böylece piç olup gitmişti.

Yemek molası

Karayolunun yanına kurduğum kamp yeri

Ertesi gün puslu bir gökyüzünün altında, kulağımda Yat-Kha’nın ezgileriyle pedallıyorken yanımdan geçen ve önümde duran Palio’dan çıkan iki kişi durmamı işaret etti. Eski milli sporculardan olan Ercan Bey’le olimpiyatlardan Shimano’ya kadar konudan konuya atlayarak muhabbet ettik. Ellilerinde olan Ercan Bey, gençlik yıllarında başladığı sporu bırakmamıştı ve yirmili yaşlarda olan yeğeninden daha dinç ve sağlıklı görünüyordu.

Ercan Bey ile birlikte…

Yağmur başlayınca sandaletlerimi, su geçirmez pantalonumu ve windstopper ceketimin üstüne yağmurluğumu giydim. Bir süre sonra yağmur o kadar şiddetlendi ki önümü göremez olmuştum. Sonunda pes ettim ve Beşikdüzü’ne geldiğimde plaja yöneldim. Bugün toplamda 80 km. kadar pedallayabilmiştim. Yağmur keslir gibi olunca bisikleti park ettim. Önce bir bakkal bulup ekmek ve su alacak sonra da sahilde çadır kurabileceğim uygun bir yer arayacaktım. Ancak sonra hoş olmayan bir şey fark ettim. Çantanın içerisine su girmişti ve uyku tulumum dahil herşey ıslanmıştı. Römorkun çantasında fermuar vs. gibi bir şey bulunmuyordu. Ağız kısımları üst üste denk getirilip yana doğru büzülüyor ve her iki yanda bulunan klipslerle çantanın ağız kısmı kapatılıyordu. Bu şekilde çantanın su geçirmesi engelleniyordu. Ağız kısımını kapatmak için yeteri kadar pay vardı, ancak şiddetli yağmur için pay yeterli değilmiş. (Römork çantasında yer açmak için çadır ve mat için turdan sonra Ortlieb‘in 31L.’lik Rack-Back su geçirmez çantasını aldım.) Römork çantasının klipsleri de çok sağlam değiller. Daha ilk yüklenişimde omuz askısının klipsleri  yerlerinden kopmuştu. Çantanın ağız kısımlarında bulunan klipsleri de biraz gerdirdiğinizde hemen birbirinden ayrılıyorlardı ve bir tanesi de yolda kopmuştu. Ortlieb marka çanda römork çantasıyla aynı mantıkla yapılmıştı ve ikisinin arasındaki kalite farkı bariz bir şekilde ortaya çıkıyordu. Çantayı test etmek için yüklü bir şeklide omuz askısından uzun bir süre taşıdım ve hiçbir şey olmadı. Almanlar işi biliyorlar; belki bir gün biz de öğreniriz.

Tur için yanıma (ne olur ne olmaz diye) çadır bezi almıştım ve yağmurlu havalarda çantayı bu çadır beziyle örttüm.

8 günlük yağmurdan sonra pas manzaraları

Bilindiği gibi her türlü bisiklet ekipmanını Türkiye’de bulmak zor. Römork olarak iki firmanın ürünleri vardı Türkiye’de. Tekerde bulunan süspansiyon için Türk malı olan Mamut Adventurer’u tercih etmiştim. 8 günlük yağmur süresince römorkun üzerindeki boya kısımları yer yer kabarmış, dökülmüş ve paslanmıştı. Kaldırım yüzünden çizilen bölgeler de pastan nasibini almıştı. Bir de bu römorkla 4-5 aylık uzun bir tura çıkılsa neler olurdu acaba? Üzerindeki Çin malı CST tekeri turdan sonra Schwalbe Marathon GreenGuard 16×1.75 ile değiştirdim. Bu tekerin orta katmanında cam kırıkları, diken vs.’ler için bir koruma katmanı mevcut ve teker kolay kolay patlamıyor. Römorkta asıl dikkat edilmesi gereken şey römorku bisiklete takmak için kullanılan Quick Release aleti. Her sabah yola çıkmadan önce aletin mandalını kontrol etmiştim. Mandal kilitli görünse de ağız kısımlarında bulunan somunlar zamanla gevşemişti. Bisikletin arkasından tuhaf bir ses gelince bu durumu farkettmiştim ve görüntü çok hoş değildi. Gövde neredeyse arka tekerden kurtulmak üzereydi. Gevşeyen ağız kısımları yüzünden gövdenin sol tarafı yerinden oynamış ve sağ tarafa binen yük yüzünden alüminyum bağlantı çubuğu yamulmuştu. Bu yamulmanın sonucunda ise gövdenin sol kısmı yerinden çıkmıştı. Gövdeyi uzun bir uğraştan sonra yerine oturtabilmiştim. Açıkçası insanı yolda bırakacak türden hoş olmayan bir durumdu. Uzun turlar için yedek bir tane Quick Release bulundurkmakta fayda var.

Turumuza dönelim:) Beşikdüzü’nde eşyaların ıslak olduğunu farkedince sahil kesminde bulunan tatil köyüne girdim. Havanın kötü olması işime yaramıştı ve yarısı boş olan tatil köyünde pazarlık ederek 50 TL’ye bir tane oda tutmuştum. Güzel bir banyodan sonra kirli olan eşyaları yıkayıp asmıştım ve ıslak olan diğer eşyalar ile birlikte sabaha kadar kurumuşlardı.

Ertesi gün hava yine kötüydü. Karabulutlarla yarışarak 108 km. sonra Of’a geldim, ancak Of’a girdiğimde yağmur bardak boşalırcasına yağmaya başladı. Her ne kadar hava serin ve rüzgarlı olsa da sonuçta yaz ayındaydık ve su geçirmez kıyafetler içten içe terlettikleri için hiçbir işe yaramıyorlardı. Bu sefer bisikleti dayayacak bir yer bulamadığımdan ayakkabıları da değiştirememiştim. Eğer römorkunuz varsa bisikleti dayamak için uygun bir yere ihtiyacınız oluyor.

Islak ıslak:)

Of’a girmeden önce Kaçkar’da trans yapacak olan arkadaşım Sinan ile telefonda konuşmuş ve kendisiyle Of’ta buluşmak için sözleşmiştik. Yağmur yüzünden benzin istasyonun birine girmiş ve kendisini beklemeye koyulmuştum. Sinan’la buluşup iki lafın belini usulen kırdıktan sonra yağmur altında pedallamaya devam ettim. Aksi gibi hava da oldukça rüzgarlıydı. Akşam olmak üzereyidi ve uygun bir yer bulup kamp kurmam gerekiyordu. Yolda ielerlerken bir tane plaj gözüme çarpmıştı. Hemen gidonu plaja doğru çevirdim. Islak ve kumlu bir şekilde çadırımı kurup içerisine yerleştim. Kıyafetlerim ve ayakkabılarım su içerisindeydi. Termal içliklerimi giyip uyku tulumuna iliştiğim sırada müthiş bir yağmur başladı. Çadırın ön tentesini açtım. Uzanıp denizi seyretmeye başladım. Yağmura karışan dalgaların sesi o kadar huzur doluydu ki… ‘günün en güzel saatleri bunlar…’ (Lavinia)

IMG_2322

Of’da plajda kurduğum kamp yeri.

Ertesi gün ıslak bir şekilde yola koyuldum. O günden sonra da su geçirmez pantolonumu ve polar windstopper ceketimi yolda bir daha giymedim. Yağmur başladığı zaman, oldukça ince olan yağmuruluğumu üzerime geçiriyordum. Koltuk altı fermuarlarını açıyordum. Öndeki fermuarı kapatmıyor sadece cırtcırtlarını kapatıyordum. Hava genelde rüzgarlı olduğundan tişörtümün üzerine çöp poşedi geçiriyor, uçlarını da boynuma bağladığım Buf’a ve pantonun kemer kısmına sabitliyordum, böylece rüzgardan korunmak mümkün oluyordu. Bisikleti sürerken öne doğru eğildiğimden şortum ıslanmıyordu ve ayaklarıma da sandeletleri geçiriyordum. Bu şekilde yağmurda rahatça yol alıyor, yağmur kesilince de hemen yağmurluğumu çıkartıyordum; terden ıslanmış tişörtüm yolda ilerlerken böylece kuruyordu. Çöp poşedi burada yine işini görüyor en azından göğsümünü rüzgardan uzak tutuyordu. Sonrasında ayakbalarımı giyince de üşüyen ayaklarım adeta bayram ediyorlardı. Ama heyhat bu taktiği bulmak için iyice ıslanmam gerekiyormuş.

Koroplast windstopper çöp poşedi:)

Sırılsıklam bir halde 20 km. pedalladıktan sonra Rize’ye varmıştım. Ya her şeye rağmen yola devam edecektim –ki içimden geçen buydu- ya da otellerin birinde elbiselerimi kurutmak için koskoca günümü haracayaktım. Bisikleti Bim marketin önüne park edip alış veriş yaptım. Gidip gitmeme konusunda oldukça karasız olsam da sonunda kalmaya karar verdim. Hava yine kötüydü ve yağmur yağarsa halim pek hoş olmayacaktı. Hasta olmaktansa bir gün kaybetmeyi tercih ettim ve bir otele yerleştim.

Sabah yola koyulduğumda yağmur yine başladı ama bu sefer sorun yoktu:) Yaklaşık 100 km. sonra Sarp Sınır kapısına gelmiştim.

Sarp Sınır Kapısı

‘2. bölüm: Gürcistan, güzel memleket.’ yazısı için lütfen tıklayın.

, , ,

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile belirtilmiştir.

Yorumu gönderebilmek için uygun rakamı giriniz *

PHVsPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZHNfcm90YXRlPC9zdHJvbmc+IC0gZmFsc2U8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF8zMDBfYWRzZW5zZTwvc3Ryb25nPiAtIDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkXzMwMF9pbWFnZTwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbS9hZHMvd29vdGhlbWVzLTMwMHgyNTAtMi5naWY8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF8zMDBfdXJsPC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfaW1hZ2VfMTwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbS9hZHMvd29vdGhlbWVzLTEyNXgxMjUtMS5naWY8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF9pbWFnZV8yPC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tL2Fkcy93b290aGVtZXMtMTI1eDEyNS0yLmdpZjwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX2ltYWdlXzM8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb20vYWRzL3dvb3RoZW1lcy0xMjV4MTI1LTMuZ2lmPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfaW1hZ2VfNDwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbS9hZHMvd29vdGhlbWVzLTEyNXgxMjUtNC5naWY8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF9pbWFnZV81PC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tL2Fkcy93b290aGVtZXMtMTI1eDEyNS00LmdpZjwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX2ltYWdlXzY8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb20vYWRzL3dvb3RoZW1lcy0xMjV4MTI1LTQuZ2lmPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfbXB1X2Fkc2Vuc2U8L3N0cm9uZz4gLSA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF9tcHVfZGlzYWJsZTwvc3Ryb25nPiAtIHRydWU8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF9tcHVfaW1hZ2U8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb20vYWRzLzMwMHgyNTBhLmpwZzwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX21wdV91cmw8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb208L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF90b3BfYWRzZW5zZTwvc3Ryb25nPiAtIDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX3RvcF9kaXNhYmxlPC9zdHJvbmc+IC0gdHJ1ZTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX3RvcF9pbWFnZTwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbS9hZHMvNDY4eDYwYS5qcGc8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF90b3BfdXJsPC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfdXJsXzE8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb208L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF91cmxfMjwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX3VybF8zPC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfdXJsXzQ8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb208L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF91cmxfNTwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX3VybF82PC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWx0X3N0eWxlc2hlZXQ8L3N0cm9uZz4gLSAzLWdyZXkuY3NzPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYXNpZGVzX2NhdGVnb3J5PC9zdHJvbmc+IC0gU2VsZWN0IGEgY2F0ZWdvcnk6PC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYXV0aG9yPC9zdHJvbmc+IC0gZmFsc2U8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hdXRvX2ltZzwvc3Ryb25nPiAtIGZhbHNlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fY29udGVudDwvc3Ryb25nPiAtIGZhbHNlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fY29udGVudF9mZWF0PC9zdHJvbmc+IC0gZmFsc2U8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19jdXN0b21fY3NzPC9zdHJvbmc+IC0gPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fY3VzdG9tX2Zhdmljb248L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vc2V5cnVwZWRhbC5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy8zLWljb24uYm1wPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fZmVhdHVyZWRfY2F0ZWdvcnk8L3N0cm9uZz4gLSBTZWxlY3QgYSBjYXRlZ29yeTo8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19mZWF0dXJlZF9wb3N0czwvc3Ryb25nPiAtIDEwPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fZmVhdF9lbnRyaWVzPC9zdHJvbmc+IC0gU2VsZWN0IGEgbnVtYmVyOjwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2ZlYXRfaW1hZ2VfaGVpZ2h0PC9zdHJvbmc+IC0gMjYwPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fZmVhdF9pbWFnZV93aWR0aDwvc3Ryb25nPiAtIDU0MzwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2ZlZWRidXJuZXJfaWQ8L3N0cm9uZz4gLSA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19mZWVkYnVybmVyX3VybDwvc3Ryb25nPiAtIDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2dvb2dsZV9hbmFseXRpY3M8L3N0cm9uZz4gLSA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19ob21lPC9zdHJvbmc+IC0gZmFsc2U8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19ob21lX29uZV9jb2w8L3N0cm9uZz4gLSBmYWxzZTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2hvbWVfdGh1bWJfaGVpZ2h0PC9zdHJvbmc+IC0gNTA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19ob21lX3RodW1iX3dpZHRoPC9zdHJvbmc+IC0gNTA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19pbWFnZV9zaW5nbGU8L3N0cm9uZz4gLSB0cnVlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fbG9nbzwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly9zZXlydXBlZGFsLmNvbS93cC1jb250ZW50L3dvb191cGxvYWRzLzgtVXN0Mi5qcGc8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19tYW51YWw8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb20vc3VwcG9ydC90aGVtZS1kb2N1bWVudGF0aW9uL2ZyZXNoLW5ld3MvPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fcmVzaXplPC9zdHJvbmc+IC0gdHJ1ZTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3Nob3J0bmFtZTwvc3Ryb25nPiAtIHdvbzwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3Nob3dfY2Fyb3VzZWw8L3N0cm9uZz4gLSB0cnVlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fc2hvd192aWRlbzwvc3Ryb25nPiAtIGZhbHNlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fc2luZ2xlX2hlaWdodDwvc3Ryb25nPiAtIDE4MDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3NpbmdsZV9pbWFnZV9oZWlnaHQ8L3N0cm9uZz4gLSA5NjwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3NpbmdsZV9pbWFnZV93aWR0aDwvc3Ryb25nPiAtIDIwMDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3NpbmdsZV93aWR0aDwvc3Ryb25nPiAtIDI1MDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3RhYnM8L3N0cm9uZz4gLSB0cnVlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fdGhlbWVuYW1lPC9zdHJvbmc+IC0gRnJlc2ggTmV3czwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3RodW1iX2ltYWdlX2hlaWdodDwvc3Ryb25nPiAtIDk2PC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fdGh1bWJfaW1hZ2Vfd2lkdGg8L3N0cm9uZz4gLSAyMDA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb191cGxvYWRzPC9zdHJvbmc+IC0gYTo2OntpOjA7czo1NToiaHR0cDovL29sY2F5Z3V6ZWwuY29tL3dwLWNvbnRlbnQvd29vX3VwbG9hZHMvOC1Vc3QyLmpwZyI7aToxO3M6NTU6Imh0dHA6Ly9vbGNheWd1emVsLmNvbS93cC1jb250ZW50L3dvb191cGxvYWRzLzctVXN0Mi5qcGciO2k6MjtzOjU0OiJodHRwOi8vb2xjYXlndXplbC5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy82LVVTVC5qcGciO2k6MztzOjU0OiJodHRwOi8vb2xjYXlndXplbC5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy81LVVTVC5qcGciO2k6NDtzOjU0OiJodHRwOi8vb2xjYXlndXplbC5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy80LVVTVC5qcGciO2k6NTtzOjU1OiJodHRwOi8vb2xjYXlndXplbC5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy8zLWljb24uYm1wIjt9PC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fdmlkZW9fY2F0ZWdvcnk8L3N0cm9uZz4gLSBTZWxlY3QgYSBjYXRlZ29yeTo8L2xpPjwvdWw+