Transit Geçiş

Pts, Haz 16, 2014

Azerbeycan, Transit Geçiş, Ülkeler

Transit Geçiş

Moritz turist bilgilendirme ofisine gittiğinde ona Azerbeycan için sadece Pazartesi günleri otobüs olduğu söylenmişti. Pazartesi günü konsolosluktan vizeyi aldıktan sonra otobüs garına gittim. Azerbeycan’a hergün otobüs olduğunu öğrendim. Gardaki firmaların neredeyse hepsi Türk firmalarına ait. Türkiye’ye veya İran’a gıtmek isterseniz otobüsler mevcut. Ertesi günü saat 16.oo’da otobüs olduğunu ancak bileti satan ofis kapalı olduğundan saat 11.oo’de gelip bilet almamı söylediler.

Sabah saat 10.oo’da gara gittim. Yanıma biri yaklaştı ve nereye gitmek istediğimi sordu; Bakü, dedim. Beni başka bir adama götürdü. Adam bisikleti sınırdan kendim mi, yoksa otobüsle mi, geçirmek istediğimi sordu. Eğer sınırı bisiklet ile geçersem fiyat ucuz olacaktı, ancak rüşvet konusunda Azerbeycan sınırları ile oldukça şey okuduğumdan otobüste bırakmak istediğimi söyledim. Fiyat olarak 60 Lari, istedi. 50 Lari`ye anlaştik. Aslında diğer firmayla da konuşabilirdim. Muhtemelen otobüsleri çok daha konforlu olacaktı ama bu tür durumlarda bisikleti bagaja guvenli bir sekilde yerleştirip yerleştiremediğime bakıyorum.

Önce servis minübüsüyle sınır kapısına gittik. Kırmızı Köprü sınır kapısından değil diğerinden geçecektik. Bisikleti minübüsten indirdim. Otobüs Mercedes 303 modeliydi. Bayağı eski bir otobüstü. Ama sorun yoktu çünkü bisikleti güzel bir şekilde yerleştirmiştim.

Sınıra geldiğimizde çantalara bakıyordum. İki sınır arasından geçmek biraz dert olacaktı. Toplamda 5 çanta ve bir de gidon çantası vardı. Etrafta taşıyıcı filan göremeyince iki çantayı otobüste bıraktım. Bakalım neler olacaktı:) Sınırı sorunsuz bir şekilde geçtim. Ama dışarıda bayağı bekledik. Otobüste başka bir Türk vatandaşı daha vardı ve Azerbeycan için vize almadığından geçmesine izin verilmemişti. Onunla gelen Azerbeycan vatandaşı bir bayan için otobüs bekletilmişti.

Otobüs geldi, muavin çantaları bıraktığım için mırın kırın etti. Para ödediklerini söyledi ve benden para istedi. Param yok dedim. Surat filan astı ama bir sorun olmadı çünkü onu otobüste bir daha görmedim. Sanırım sınırda bekleyip kendi firmalarının otobüslerinin geçişlerinde yardım ediyordu çünkü sınırda kalan Türk’ü Tifllis için servise bindireceğini söylemiş.

Koltukta tek başımaydım. Pencereden dışarıya bakıyordum. Bu ülkeye gerçekten girmek istememiştim. Söylediğim gibi herhangi bir gezginden güzel şeyler duymamıştım. Benim yapacağım rotayı iki sene önce yapmış olan iki Amerika’lı yazılarını şöyle bitirmişti; bir an önce bu ülkeden çıkmak için can atıyorduk.

Gece 01.30’da Bakü’ye varmıştık. Evlerinde kalacağım Faruk’a mesaj attım ancak uyuyordu sanırım çünkü saat oldukça geç olmuştu. Otobüse beni merkeze yakın bir yerde bırakmalarını söyledim.

Çantaları bisiklete yerleştirdiğimde bir binanın arkasını gözüme kestirdim. Karanlıkta kalıyordu ve oraya çadır kurabilirdim ama sonradan binanın etrafında kameralar olduğunu ve diğer kısımda güvenlik görevlisinin beklediğini gördüm. Çadır kurmak için bir yer aramaya başladım. Yaşayanların söylediğine göre Bakü İstanbul’dan daha pahalı bir şehirdi ve otel fiyatları da öyleydi; gerçi araştırmamıştım ya ayrı konu.

Bir büfenin önünden geçiyordum ki durdurdular. Türk olduğumu söyleyince muhabbette başladı. İran Tebriz’de Azerilerin konuşmalarını anlayamıyordum ama burada sorun yoktu, konuşulan çoğu şeyi anlayabiliyordum. Büfeleri 24 saat açıktı. Çay ve bisküvi ikram ettiler ve büfelerinin arkalarına çadır kurmama izin verdiler.
IMG_7954
Çadırı kurarken çadır havalandı. Yaklasik olarak dört yıldır kullanıyorum ve ilk defa bu turda iki defa rüzgara kaptırdım. Biri Karadeniz’de biri de burada olmuştu. Neyseki kırmızı ışık yanıyordu ve asfaltta sürüklenmekte olan çadırı yakalayıp kampı kurdum. Sabah uyandığımda ise çadırın dış tentesinde yedi tane sevimsiz delik olduğunu gördüm. Dediğim gibi çadırı dört yıldır, dağda, kamplarda, trans faliyetlerinde ve yolda devamlı olarak kullandım. Artık iyice yıprandı. Dış tenteyi pollere baglayan cırcırtlı ksımlar kopalı bayağı olmuştu ve iç tentede aşınmalar başlamıştı. Önümüz ne de olsa yazdı ve yamayarak yola devam edecektim.

Ertesi gün toplandım. Sabah çayıyla birlikte arkadaşların fotoğraflarını çekip yola koyuldum.
IMG_7969
Liman yakındı. Limana vardığımda kasanın önünde beklememi söylediler. Kasa dedikleri bilet satılan ofisti. Saat 9.30-10.30 arasında açılacağı söylendi. Kasanın kapısının üstüne gezginler tarafından yapıştırılan çıkartmalara kendi çıkartmamı da ekledim.
IMG_7975
Saat on gibi görevli bir kadın gelip ofisi açtı. Bekleyen tır şöförlerine göre Türkmenistan’a düzenli olarak her gün feribot vardı ancak Kazakistan’ın günlerinin belli olmadığı söylenmişti. Ama şansıma akşam kalkacak bir feribot varmış. Görevli kadın akşam saat beşte gelmemi söyledi çünkü yüke göre geminin saatleri ve günleri değişibiliyormuş.

Etrafta internet kafe ararken bir bisikletli gördüm. Daha kalın bir jant teli arıyordum ve bisikletçi olup olmadığını sordum. Arkadaş hani bilseydim yeni aldığım pedalı Gürcistan’da değil burada alırdım. Daha sağlam görünen üst modeli burada satılıyormuş. Bisiklet dükkanı bayağı iyiydi ve ne ararsanız vardı. Aynı ölçüde daha kalın jant teli varmış ve 10 tane aldım. Aslında arka jantı kalın tellerle yeniden ördürmek istedim ama çok yoğunlardı ve akşam saat beşte limanda olmam gerektiğinden yaptıramadım.

Saat beşte gidip bileti aldım. Turistler için bilet fiyatı 110 dolardı. Bisiklet için para istemiyorlar. Bileti aldıktan sonra beklemekte olan tır şoförleri beni yemeğe çağırdılar.

Yemekte tavuklu pilav ve salata vardı. Acayip lezzetliydi.
IMG_7979
Yemeği yapanın adı (yanlış hatırlamıyorsam) Rüstem’di. Urfa’lıydı ve 50 yaşındaydı. Torunları olan ve iki tane kadınla evli bir adamdı. Biri Türkiye’de diğeri ise Özbekistan Samarkand’aymış. Yemekler yenip çayın demlenmesini beklerken, “laf aramızda ben cehenneme gitmem,” dedi. “Nasıl yani?” diye sordum. “Tatarla evil olanlar cehenneme gitmez,” dedi. Bununla ilgili bir Rus fıkrası varmış. İnsanlar öldükten sonra ruhları Allah katına yükselirmiş. Burada ruhlar sorgulanırmış. Ruhun birine sorulmuş, evil misin? Ruh, evet, demiş; Tatarla evliyim. Sen geç denilmiş, cehennemi zaten görmüşsün.

Gülerek, “şu zamanıma kadar ne çektirdi arkadaş,” dedi. “halan de çektiriyor!” Yanında Dede lakaplı, ağır başlı başka bir şoför daha vardı. “Rahat durmuyorsun ki, kadın ne yapsın?” dedi. Rüstem kafasını sallayıp, “haklısın Dede, rahat durmuyorum, ama o da canımdan bezdiriyor,” dedi. Sonra dişlerini göstere göstere derinden kahkahayı koy verdi; “ama nasıl zeki, nasıl uyanık. Geçen gittiğimde telefonumla uğraşıyordu. Yüzünü buruşturdu yanlışlıkla MSN’i silmişim, dedi. Yeniden yüklüyorum dedi sonra şifremi istedi. Ben de verdim. Meğerse ben gittikten sonra şifremle girip bütün arşivleri karıştırmış. Akşam eve geldiğimde kıyamet koptu!”

Anlayacağınız 50 yaşına gelmesine rağmen halen gözü başkalarındaydı. Gerçi artık uslandığını, içmediğini buralara her geldiğinde kadınların peşinden koştuğunu artık yapmadığını söyledi ama yazışmadan edemiyordu. Söylediğine göre şöförler arasında ilk o dizüstü bilgisayarı o almış. Cep telefonunda da internet yüklüydü.

Başka bir tır şoförü daha vardı. Tırın arkası açıktı ve kepçe taşıyordu. Rotamı söylediğimde bana Kazakistan çölünü bisikletle geçmemimi söyledi. 100 dolara ortadan kaldırılar bir daha da kimse seni bulamaz, dedi. İki Amerikalının bloğundan da çölde geçtikleri yerlerde çete tipli insanların olduğunu yazmışlardı. Ama bunları tecrübe edemeyecektim, çünkü Özbekistan vizemin şimdiden 5 gün geçmişti. Kazakistan’ı trenle geçecektim.

Özbekistan vizemi uzatabilir miyim, diye sorduğumda Rüstem güldü. “Önceden sadece beşgün veriyorlardı şimdi yine iyi 30 gün veriyorlar.” Fettuhlan Gülen’den bahsetti. O yüzden bizi sevmediklerini, söyledi. “Yapan yapıyor olan sana bana oluyor!”

Çaylarımızı yudumlarken Kazakistan’a gidecek olan (şu isimler bir turlu aklımda kalmıyor, bir dahaki sefere kenara yazacağım:) “benim yolum 3.000 km. Shymkent’e gideceğim. İstersen seni oraya kadar götürebilirim. Para filan da istemem yol arkadaşı olursun,” dedi. Dede, Kazakistan limanından 50 dolar verip Özbekistan’a gidecek olan bir tıra binebileceğimi söylemişti. Kabul ettim. 3.000 km. boyunca tır ile yolculuk yapmak ilginç olabilirdi. Daha önce hiç tır ile yolculuk yapmamıştım. Eğer benimle feribota binebilirse Aktau limanında kendisini bekleyeceğimi söyledim.

Biletimi aldıktan sonra gümrük bölümüne gittim. Beklediğimin aksine görevliler ve askerler para istemediler. Feribota binen ilk ben olmuştum. Bisikleti güzelcene sabitledikten sonra çantaları odama çıkarttım. Odalar iki kişilikti. Eğer ikinci bri kişi gelmezse çadırdaki yırtıkları elden geçirecektim. Tamiz çarşaflar için 1 manat ödedim. Üç öğünlük yemeğin fiyatının 5 manat olduğunu söylediler. Gün boyu demlenen çay ve su bedavaydı.

Odanın içerisi çok sıcaktı. Elbiseyle durmanızın imkanı yoktu. Hemen duş aldım ve çantamdaki öteberiden bir şeyler atıştırdım. Feribot gece on ikide kalkmıştı. Güverteye çıktım. Sadece bir tane tır vardı. Şoförü Azeriydi. Diğer tır şoförünü sorduğumda ona izin vermediklerini söyledi. Feribot boş petrol vagonlarıyla doluydu. Kazakistan’dan çıkan ham petrol Azerbeycan’da işlendikten sonra Avrupa’ya dağıtılıyormuş.

Sabah kahvaltıda Özbek bir genç ile tanıştım. Evli ve bir çocuk babasıydı. Benim halen bekar olduğumu öğrenince çok şaşırdı. Dediğine gore Özbekistan’da insanların 20’li yaşlarda evlendiklerini eğer 25 yaşını geçipte evlenmemişse sorunun ne olduğu sorulduğunu söyledi. Türkçesi iyiydi. Kameraya geçip uzun uzun sohbet ettik. Özbekistan`da neden Türkleri sevmediklerini sordum, Fettullah Gülen’den dolayı olduğunu söyledi. Onun okullarını kapattıklarını, cünkü okullarından mezun olanların devleti yıkmaya çalıştıklarını söyledi. Önceden çok Türk markası vardı dedi. Büyük mağazalar açıyorlar sonra bir bakıyorsun mağaza filan yok ortalıkta. O yüzden bütün Türkleri ve Türk markalarını ülkeden çıkarttıklarını söyledi. Önceden Türklere vize istenmiyormuş şimdi ise vize almak çok zor. Peki adamları suçlayabilir misiniz? Rüstem’in dediği gibi; ‘yapan yapıyor, olan sana bana oluyor.’

Öğlen yemeğinden sonra çadırdaki yedi tane deliğe içten ve dıştan yama yaptım. Ortlieb’in bütün yama setini kullandım. Daha büyük delikler için içerisine küçük eşyalarımı koyduğum su geçirmez çantların bir tanesini kestim. Şimdilik oldu gibi görünüyor ama tabii şiddetli bir yağmurda ne olacağı belli olacak.
IMG_7998
Akşam yemeğinde Azeri şoförle yemek yedik. Adını biliyorum ama buraya yazmayacağım. Nereye gittiğimi sorduğumda trenle gitmemi söyledi. Bugünlerde o taraflara pek tır gitmiyormuş. Yol yokmuş ve kendisinin o yolu bir kere kullandığını tırının içindeki ve dışındaki kumları zar zor temizlettiğini söyledi. Ayrıca oradaki Kazakların çok tehlikeli olduklarını tır şoförlerine türlü türlü oyunlar edip soyduklarını, söyledi.

Bana Bakü’yü sordu. Bakü güzel bir şehirdi. En azından güzel bir mimariyle yeni bir şehir inşa edilmiş ve edilmeye devam ediliyordu. Özellikle geceleri, komple camekanla döşenmiş ve yan yana sıralanmış 3 tane gökdeleni izlemek harikaydı. Uç binanın cephesinde çok güzel illüstrayonlar sergileniyordu. Bina ya bir bütün halinde yanıyor, ya bir sporcu bayrak sallıyor; bayrak bütün cephelerde 3 boyutlu olarak dönüyor ya da üç binada da Azerbeycan bayrakları dalgalanıyordu. Bayağı ilginç, eğlenceli ve teknolojik bir seyirdi.

Ben güzel şehir, dediğimde; yaşayamacaksan neye yarar, dedi. Azerbeycan’ın nasıl değiştiğini, nasıl bir rüşvet bataklığına saplandığını birer birer anlattı. Bir memur sandalyeye oturduğunda ölene kadar onu oradan kaldıramazmışsın. Eğer hükümete vs. karşı gelirsen polis üstünde ya uyuşturucu çıkartır ya da evinde silah bulur, dedi. Orduya şu kadar para ayrılıyor ama hepsini cebe indiriyorlar dedi. Petrolün gelirlerini cebe indirdiklerini söyledi. Kısaca Azerbeycan’da her şey kötüye gidiyormuş. Yönetieilerin sadece ceplerini düşündüklerini kimsenin halkı düşünmediğini söyledi. Bu yüzden halkın sabrının taştığını ve böyle giderse çok kan akacağını, söyledi.

Yemekten sonra hem kendisine hem de bana çay doldurdu. “Kominizim,” dedi, “tamam Allahsızlardı ama yaşıyorduk. Kominizimde önce işçiler sonra yöneticiler gelirdi. Bir yönetici biraz fazla kazansa hemen çağırıp hesap sorarlardı. Eğer devletin parasını çalarsan suçu idamdı. Üniversiteyi bitirdikten sonra seni çağırıp hangi fabrikada çalışacağını söylerlerdi. Bir kaç yıl sonra ise tekrar çağırıp sana ev verirler ve bunun içinde para istemezlerdi. 11 ay çalışırdın. Bir ay iznin vardı. Sochi gibi yerlere seni ailenle tatile gönderir ve bütün masraflarını öderlerdi. Eğer insan sağlığına zararlı bir iş varsa, madenler gibi oraya gönüllü işçi alınır ve bu iş için çok para verirlerdi. Azerbeycan’a tomarla para gelen işçiler vardı.”

Bir süre konuşmadı. Bardağın dibinde kalan çay tanelerine bakıyordu. Derin bir iç çektikten sonra; “öyle güzel devleti yıktılar işte. Şimdi çalan çalana. Çok güzel binalarımız var ama yaşayamadıktan sonra ne yarar?”

Sonra Belarus’tan bahsetti. Halen kominizim sistemin işlediğini bütün fabrikaların devlete ait olduğunu söyledi. Oradaki yolların Arupada bile olmadıgını soyledi. Hava 25 derece olduğunda tırların yola girmesi yasakmış ve çok büyük cezası varmış.

Odamda uzunmıs bir seyler okuyordum. Elinde çay bardaklarıyla Özbek arkadaş geldi. Özbekistan’a tren olup olmadığını sordum, Karakalpastan`a (Qaraqalpakstan) kadar olduğunu söyledi. Bu arada adı Bahtiyar’dı ve bizde yazıldığı gibi yazılıyordu. Trene Vagzal deniliyormuş. Bunu hemen not aldım ki iyi ki de öyle yapmıştım. Rusça biliyordu ve gidebilirsek birlikte gitmeye karar verdik.

Feribot Aktau limanına doğru yaklaşırken.
IMG_8039
Sevgiyle:)

, , , , , ,

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile belirtilmiştir.

Yorumu gönderebilmek için uygun rakamı giriniz *

PHVsPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZHNfcm90YXRlPC9zdHJvbmc+IC0gZmFsc2U8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF8zMDBfYWRzZW5zZTwvc3Ryb25nPiAtIDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkXzMwMF9pbWFnZTwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbS9hZHMvd29vdGhlbWVzLTMwMHgyNTAtMi5naWY8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF8zMDBfdXJsPC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfaW1hZ2VfMTwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbS9hZHMvd29vdGhlbWVzLTEyNXgxMjUtMS5naWY8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF9pbWFnZV8yPC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tL2Fkcy93b290aGVtZXMtMTI1eDEyNS0yLmdpZjwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX2ltYWdlXzM8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb20vYWRzL3dvb3RoZW1lcy0xMjV4MTI1LTMuZ2lmPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfaW1hZ2VfNDwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbS9hZHMvd29vdGhlbWVzLTEyNXgxMjUtNC5naWY8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF9pbWFnZV81PC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tL2Fkcy93b290aGVtZXMtMTI1eDEyNS00LmdpZjwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX2ltYWdlXzY8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb20vYWRzL3dvb3RoZW1lcy0xMjV4MTI1LTQuZ2lmPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfbXB1X2Fkc2Vuc2U8L3N0cm9uZz4gLSA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF9tcHVfZGlzYWJsZTwvc3Ryb25nPiAtIHRydWU8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF9tcHVfaW1hZ2U8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb20vYWRzLzMwMHgyNTBhLmpwZzwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX21wdV91cmw8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb208L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF90b3BfYWRzZW5zZTwvc3Ryb25nPiAtIDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX3RvcF9kaXNhYmxlPC9zdHJvbmc+IC0gdHJ1ZTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX3RvcF9pbWFnZTwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbS9hZHMvNDY4eDYwYS5qcGc8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF90b3BfdXJsPC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfdXJsXzE8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb208L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF91cmxfMjwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX3VybF8zPC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWRfdXJsXzQ8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb208L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hZF91cmxfNTwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly93d3cud29vdGhlbWVzLmNvbTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2FkX3VybF82PC9zdHJvbmc+IC0gaHR0cDovL3d3dy53b290aGVtZXMuY29tPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYWx0X3N0eWxlc2hlZXQ8L3N0cm9uZz4gLSAzLWdyZXkuY3NzPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYXNpZGVzX2NhdGVnb3J5PC9zdHJvbmc+IC0gU2VsZWN0IGEgY2F0ZWdvcnk6PC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fYXV0aG9yPC9zdHJvbmc+IC0gZmFsc2U8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19hdXRvX2ltZzwvc3Ryb25nPiAtIGZhbHNlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fY29udGVudDwvc3Ryb25nPiAtIGZhbHNlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fY29udGVudF9mZWF0PC9zdHJvbmc+IC0gZmFsc2U8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19jdXN0b21fY3NzPC9zdHJvbmc+IC0gPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fY3VzdG9tX2Zhdmljb248L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vc2V5cnVwZWRhbC5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy8zLWljb24uYm1wPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fZmVhdHVyZWRfY2F0ZWdvcnk8L3N0cm9uZz4gLSBTZWxlY3QgYSBjYXRlZ29yeTo8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19mZWF0dXJlZF9wb3N0czwvc3Ryb25nPiAtIDEwPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fZmVhdF9lbnRyaWVzPC9zdHJvbmc+IC0gU2VsZWN0IGEgbnVtYmVyOjwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2ZlYXRfaW1hZ2VfaGVpZ2h0PC9zdHJvbmc+IC0gMjYwPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fZmVhdF9pbWFnZV93aWR0aDwvc3Ryb25nPiAtIDU0MzwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2ZlZWRidXJuZXJfaWQ8L3N0cm9uZz4gLSA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19mZWVkYnVybmVyX3VybDwvc3Ryb25nPiAtIDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2dvb2dsZV9hbmFseXRpY3M8L3N0cm9uZz4gLSA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19ob21lPC9zdHJvbmc+IC0gZmFsc2U8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19ob21lX29uZV9jb2w8L3N0cm9uZz4gLSBmYWxzZTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX2hvbWVfdGh1bWJfaGVpZ2h0PC9zdHJvbmc+IC0gNTA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19ob21lX3RodW1iX3dpZHRoPC9zdHJvbmc+IC0gNTA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19pbWFnZV9zaW5nbGU8L3N0cm9uZz4gLSB0cnVlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fbG9nbzwvc3Ryb25nPiAtIGh0dHA6Ly9zZXlydXBlZGFsLmNvbS93cC1jb250ZW50L3dvb191cGxvYWRzLzgtVXN0Mi5qcGc8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb19tYW51YWw8L3N0cm9uZz4gLSBodHRwOi8vd3d3Lndvb3RoZW1lcy5jb20vc3VwcG9ydC90aGVtZS1kb2N1bWVudGF0aW9uL2ZyZXNoLW5ld3MvPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fcmVzaXplPC9zdHJvbmc+IC0gdHJ1ZTwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3Nob3J0bmFtZTwvc3Ryb25nPiAtIHdvbzwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3Nob3dfY2Fyb3VzZWw8L3N0cm9uZz4gLSB0cnVlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fc2hvd192aWRlbzwvc3Ryb25nPiAtIGZhbHNlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fc2luZ2xlX2hlaWdodDwvc3Ryb25nPiAtIDE4MDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3NpbmdsZV9pbWFnZV9oZWlnaHQ8L3N0cm9uZz4gLSA5NjwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3NpbmdsZV9pbWFnZV93aWR0aDwvc3Ryb25nPiAtIDIwMDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3NpbmdsZV93aWR0aDwvc3Ryb25nPiAtIDI1MDwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3RhYnM8L3N0cm9uZz4gLSB0cnVlPC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fdGhlbWVuYW1lPC9zdHJvbmc+IC0gRnJlc2ggTmV3czwvbGk+PGxpPjxzdHJvbmc+d29vX3RodW1iX2ltYWdlX2hlaWdodDwvc3Ryb25nPiAtIDk2PC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fdGh1bWJfaW1hZ2Vfd2lkdGg8L3N0cm9uZz4gLSAyMDA8L2xpPjxsaT48c3Ryb25nPndvb191cGxvYWRzPC9zdHJvbmc+IC0gYTo2OntpOjA7czo1NToiaHR0cDovL29sY2F5Z3V6ZWwuY29tL3dwLWNvbnRlbnQvd29vX3VwbG9hZHMvOC1Vc3QyLmpwZyI7aToxO3M6NTU6Imh0dHA6Ly9vbGNheWd1emVsLmNvbS93cC1jb250ZW50L3dvb191cGxvYWRzLzctVXN0Mi5qcGciO2k6MjtzOjU0OiJodHRwOi8vb2xjYXlndXplbC5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy82LVVTVC5qcGciO2k6MztzOjU0OiJodHRwOi8vb2xjYXlndXplbC5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy81LVVTVC5qcGciO2k6NDtzOjU0OiJodHRwOi8vb2xjYXlndXplbC5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy80LVVTVC5qcGciO2k6NTtzOjU1OiJodHRwOi8vb2xjYXlndXplbC5jb20vd3AtY29udGVudC93b29fdXBsb2Fkcy8zLWljb24uYm1wIjt9PC9saT48bGk+PHN0cm9uZz53b29fdmlkZW9fY2F0ZWdvcnk8L3N0cm9uZz4gLSBTZWxlY3QgYSBjYXRlZ29yeTo8L2xpPjwvdWw+